41. BÖLÜM
41. ❝TERK ETMEK.❞
Bazı insanları koyduğunuz yerde bulamazsınız. Kalbinize koyarsınız ve hâlâ orada olduğunu sanırsınız, o sizden bir parçanızı alıp gidene kadar.
Deren'e, bazı insanlar hayatına girdiği insanı öldürür, dediğimde oldukça gerçekçiydim. Fakat bu cümleyi, böyle bir an yaşarken hatırlayacağımı düşünmezdim. Bazı insanlar hayatına girdiği insanı öldürür ama o... kızımı öldürmeyi denedi. Hayatımın kendisi olan insanı.
Karina'mı... O zaten çok acı çekmişken...
Elimdeki silahı, ancak yerden bir ses yükseldiği zaman düşürdüğümü fark ettim. Abimin hedefine bakarak önce bir adım attım, ardından inanamayarak ikinci adımı attım. Marianne gözlerini ben ve abim arasında dolaştırarak başını önüne eğdiğinde, bunu yapmasının sebebinin utanç duygusu olduğunu anlayıp bir daha hayrete düştüm. Herkes sessizliğe bürünmüşken Marianne ile olan mesafemi sıfırlayıp, "Nasıl?" dedim. Ağzımı bir kez kapatıp açtım. "Neden? Neden yaparsın böyle bir şeyi?"
Başını önünden kaldıramadan elinin tersini hıçkıran ağzına götürdü. "Ben... İsteyerek yapmadım, yemin ederim ki..."
Gerçeği dudaklarından duymanın şokuyla geriye sıçrayıp şaşkın bir nefes verdim. Hiç düşünmemiştim, onun yapmış olabileceği aklımdan geçmemişti. Çünkü... zorla evlendirilen, hayatı darmadağın olan kendisiydi. Sara olduğunu sanmıştım, çünkü aileden değildi ve odaların anahtarı ondaydı. Aileden birisini suçlamaktansa onu suçlamak... daha mantıklıydı.
Başımı çevirip yerde, benim kadar şaşkın görünen Sara'ya baktım. Yorgun ve üzgün görüntüsünü bana borçluydu, görünen o ki tamamen masumdu. Dante, sessizlikte hareket eden ilk kişi oldu ve Sara'ya ilerledi. Onu omuzlarından kaldırıp üzerindeki ceketi çıkarıp sırtına koydu ve öfkeli şekilde, "Enrica," diye seslendi. "Sara'yı araca götür."
Sara, Dante'nın ceketini tutarken onun gözlerinin içine baktı.
Şaşkın olduğu için komutlara uydu ve Enrica onu aralık kapıdan dışarıya çıkardığında gözlerim yeniden Marianne ile kesişti. Sara'nın gittiği kapıya ağlayarak bakıyordu. Deren'in gözlerini üzerimde hissettim, önce bana sonra da Marianne'ye öfke ile bakınca, ben de gözlerimi ona doğrulttum. Noah'ın silahı hâlâ aramızda dururken de Karina'mın yüzünü hatırlayıp elimi öfkeyle onun kafasına attım. Saçlarından tuttuğum gibi yere fırlattım. "Seni sürtük! N'aptın kızıma?"
Marianne dizleri ve avuçları üzerinde yere çarpınca Noah'ın, ona bir silah tutmuyormuş gibi irkilerek gerilediğini gördüm. Marianne kafasının acısıyla inlerken, onu fırlattığım yere koşup saçlarından bir daha kavradım. O ipek gibi saçlarını avucuma dolayıp çekerken, "Başka bir şey yaptın mı?" diye sordum. "Ben evde değilken başka zarar verdin mi ona? İlacına... serumuna bir şey kattın mı?"
"Hayır hayır," diye inkârını sıralayıp kalçası üzerinde uzaklaşmaya çalıştı. "Ben Karina'yı seviyorum, isteyerek yapma..."
"Seviyormuş? Bu nasıl sevgi? Onu öldürmek istedin!" Karakteri, onu benimsediğim hali yalan mıydı? En baştan beri ailemize girmek değil, ailemize sızmak mıydı niyeti? Yüzünü tutup kendime çevirdim, nefret ile izledim. Yaşlar ve kırmızılık yüzünü haritaya çevirmişti. "Kızım... ne kadar acı çekti, öğrenmiştin. Neden ona böyle bir zarar verdin Marianne?"
"Ölmeyeceğini biliyordum, öleceğini düşünerek yapmadım yemin ederim!" Elleriyle gözündeki yaşları silmeye çalışıp sol tarafa baktı. Noah hâlâ elinde bir silahla, beyazlamış yüzüyle bizi izliyordu. "Orlando yaptırdı, o istedi..."
O piçin adını duymamla beraber daha da öfke dolup çenesini sıktım. Ağzı acıdığı için inleyip çaresizce bana bakıyorken, "Yapmasaydın," diye bağırdım. "Sen onunla görüşüp abimi aldatıyor musun? En başından beri amacın ailemize sızmaktı değil mi? Abime aşık rolleri kestin, masum gibi davrandın, belli ki su aygırıyla oyun oynuyordun!"
Başını iki yana sallarken, "Abine aşığım!" Diye bağırdı. "Onu seviyorum! İsteyerek yapmadım diyorum, neden anlamıyorsun? Zorladı beni, Noah'a da söyledim..."
Suratını geriye itip tekrardan saçlarını elime doladım ve onun yüzünü de kendimle beraber abime çevirdim. Noah kolunu indirdi ve gözlerini Marianne'de dolaştırıp, "Yeni öğrendim," dedi. "İlk saatlerde bilmiyordum, yemin ederim!"
"Öğrenir öğrenmez niye söylemedin?" diye haykırarak Marianne'nin saçını bir daha çektiğimde, Noah irkilip geriye sıçradı. "Dakikalardır burada Sara'yı öldürmekle korkuttum, neden geldiğimiz ilk an söylemedin!"
"Yapamadım!" Diye haykırıp silahı fırlattı. "Onu öldüreceğini bilerek... yapamadım!"
Hayal kırıklığıyla nefesim kesildi. "O da... kızımı öldürmek istedi."
"Hayır!" Diye bir daha reddetti Marianne ve saçları elindeyken hıçkırarak yüzüme baktı. "Orlando... zorladı beni, ben de öldü gibi göstermek için fişi çektim ama yemin ederim ölmeyeceğini biliyordum! Orlando öyle düşünsün istedim... Kanıt istedi, fotoğraf istedi benden! Sonra geri takamadan... sesler duydum, eve döndüğünü fark edince hızla odama indim..."
"Neden öyle düşünsün, neden onun dediğini yapmak zorunda kaldın?" diye bağırıp saçlarını bıraktım ve koşarak yerdeki silahıma ilerledim. Silahı aldığım gibi ona çevirip topuklularım üzerinde yürüdüm. "Yapmasaydın, tehdit edildiysen bize söyleseydin! Bizimleyken kim ne yapabilirdi sana pislik sürtük?"
Omuzlarını tamamen düşürüp ona doğrulttuğum silaha bakarken, "Bir saniye," diyerek araya girdi Deren. Bana doğru yaklaşıp Marianne'ye tek kaşını kaldırdı. "Angel'ın vurulmasına da sen sebep oldun değil mi?"
Salvador'un söyledikleri... Orlando'nun adamları bizim korumaları takip etmemişlerdi, bizzat Angel ile Marianne'nin gidecekleri yerdelerdi zaten. Yengem gerçekten de onun yüzünden vurulmuştu. Sinirli bir kahkaha atıp ağır ağır karşısına yürüdüğümde, "Neden yapmış?" diyerek Noah'a döndü Dante. Noah yalnız Marianne'ye, derinlerinde bir acı ve soğuk bir öfke ile bakıyordu. "Noah, kardeşim neler olduğunu açık açık anlat. İstersen biz seninle dışarıya çıka..."
O an, "Noah," diye fısıldadı Marianne ve Dante'nin konuşması bölündü. Yerinden kalkarak ona doğru birkaç titreyen adım attı. "Sana anlattım. Kimse değil... sen inanıyor musun isteyerek yapmadığıma?"
Noah, geriye doğru iki adım daha çıkıp kafasını iki yana salladığında yeniden Marianne'ye ilerleyip boğazından kavradım. Parmaklarım boğazındaki damarlara sertçe çarpınca çığlık atıp sendeledi. "Orlando'nun şartlarını neden yerine getirdin Marianne?"
"Kardeşim..." dudaklarından bu sözcük çıktı ve gözünden de damlalar düştü. "Orlando kardeşimi kaçırdı. Kız kardeşimi. Beni kaybettiği için... onu karısı yapmak... istiyor."
Parmaklarım boğazında gevşese de onu bırakmadım. Marianne'nin ailesiyle ilgili hiçbir şey bilmiyordum ama Orlando bunu yapacak birisiydi. Bu bilginin doğruluğundan emin olmak için Noah'a baktığımda yutkunarak gömlek yakasını açtı ve bana kafasını sallayıp bunu onayladı.
"Neden söylemedin?" diye her ikisine de bağırdı Dante. "Madem böyle bir şey var neden söylemiyorsun Marianne? Kurtarırdık kardeşini!"
"Söylersem... onu bulana kadar kardeşime kötü davranmakla tehdit etti beni." Nefes alamadığı için kelimeler önce boğazına sonra dudaklarına sıkışıyordu. "Çok korktum, iki... ikileme düştüm. Önce arayarak ulaştı, kardeşimi bırakması için ona geri dönmeyi kabul ettim. Zaten bu yüzden gideceğimiz yeri söyledim, beni alacaklarını sanıyordum ama... Angel ve korumalar engel olunca ateş açtılar, Angel vuruldu."
Boğazını serbest bırakırken onu yere ittim ve öğrendiklerimle beraber geriledim. Silahımın namlusu hâlâ ona dönükken elimi sinirle saçlarımdan geçirdim. "Kardeşin... Kız kaç yaşında?"
Marianne düşmüş şekilde öksürerek, "On altı," dedi. "Çok küçük, Orlando ona zarar verirse, te... tecavüz ederse diye çok korktum! Çünkü bana zorla sahip oldu, beni çok dövdü." Noah arkasını dönüp ellerini yüzünden, saçlarından geçirirken Marianne yerden bir daha kalkıp hıçkırarak ona ilerledi. "Noah lütfen bana inan, yeğenine zarar vermek istemediğime inan. Benim duygularımı yalnız sen anlıyorsun, bir kez daha anla. Kendim için olsa... yine yapmazdım ama kız kardeşime bir şey olacak diye korktum."
Gözlerimi kapatıp elimin tersini göz kapaklarıma bastırdım. Eğer doğruysa ailemize girme amacı kötü niyetli değildi, isteyerek yapmamıştı fakat yapmıştı. Bir kız kardeşi olduğunu bile unutmuştum, aklıma tehdit edildiği gelmemişti. Gözlerimi tekrar açtığımda Deren'in elinde çanta ile yaklaştığını gördüm. Marianne'nin çantasını bana uzattı. "Telefonunu kontrol et, aramalarını ve mesajlarını da. Söylediği gibiyse su aygırı kaçırdığı kardeşinin fotoğrafını göndermiştir."
Silahımı kısa süreliğine ona verip Marianne'nin çantasını açtım, telefonu çıkardım. Dante Noah'a yaklaşıp alçak sesle konuşurken, Marianne'nin yanına gidip telefonu yüzüne çevirdim. Ekran açılınca da aramaları, mesajları karıştırdım. Aramalar değil ama uygulama mesajları duruyordu. Yabancı numaradan gönderilen bir genç kız fotoğrafı gördüğümde söylediklerinin doğruluğundan emin olup telefonu fırlattım.
"Doğru," dedim Deren'e.
"O kızı kurtarmalıyız," dedi Deren.
"Lütfen," dedi Marianne, hemen. Noah ona sırtını çevirdiği için yüzünü bu kez bana döndü, utançla baktı. "Bana istediğini yapmakta haklısın ama lütfen kız kardeşimi kurtarın. Ya da... Orlando'ya ver beni." Bir çözüm bulmuş gibi hızla yanıma ilerledi, sarı saçları etrafına dağılmıştı. "O istediğini yapar zaten bana, Karina'ya yaptığım kötülük için cezalandırılırım. Ona geri döndüğüm için de Orlando kız kardeşimi bırakır..."
"Asla!" Diye haykırdı Noah ve süratle buraya yürüdü, Marianne'nin karşısına geçip yüzüne eğildi. "Seni Orlando'ya vermem!"
Marianne gözyaşlarını silmekten ıslanan ellerini Noah'ın göğsüne koydu. "O zaman istediğiniz gibi öldürün beni," dedi. "Ama önce kardeşimi kurtarın."
"Kardeşini alırız, o oldukça basit," dedi Dante, daha arabulucu davranarak. "Sana ne yapacağına ise... Karmen karar verecek."
Gözler üzerime dönünce ben abime baktım. Noah dürüst davranmış, biraz gecikse de gerçekleri söylemişti. Marianne'nin incineceğini göze almasına rağmen bana, Karina'ya ihanet etmemişti. Fakat... öfkeli görünse de bakışlarının uzandığı derinlikte çok büyük korku görüyordum. Silahı kendisi çevirmişti ama Marianne'yı asla öldüremezdi, benim öldürmemi de istemiyordu.
Fakat... Karina çok acı çekmişti ve Marianne bir daha ona zarar vermeyi denemişti.
Angel'ın vurulmasına sebep olmuştu.
Belki Orlando'nun bundan sonraki hamlesi daha acımasız olacaktı, o hamleyi de yapacaktı.
"Şimdi bir şeye karar vermek zorunda değilsin," dedi Deren, Türkçe. Tekrar yanıma gelip elinin içiyle avucumu tuttu. "Ama eve dönemez. Karina'nın bir daha tehlikede olmasına izin vermem."
"Ne diyorsun?" diyerek ona patladı Noah.
Deren abimin söylediklerini umursamadan gözlerime bakmaya devam edince elimi kalbime götürdüm. Kalbim Karina'm... Ne gerekçesi olursa olsun Karina'mın fişini çeken birisi evde kalamazdı.
"Deren," diye seslendim korumama ve Marianne onun adını duyduğunda ne yaşayacağını biliyormuş gibi isterik nefesler aldı. "Marianne'yi dışarıya çıkar."
Deren, korumam olmayı çok ciddiye aldığı için ikinci kez söylememe gerek olmadan ileriye çıktı. Marianne'ye yürüyordu ki Noah, bir anda ileriye atılıp vücuduyla Marianne'yi kapattı ve silahını panikle Deren'e çevirdi. "Yaklaşma, dokunma!"
Deren silahtan pek etkilenmeden Marianne'ye ilerlemeye devam edince, Noah huzursuzca inleyip silahı boşluğa sıktı. Marianne korku ve endişeyle çığlık atıp yüzünü Noah'ın sırtına gömerken, "Yaklaşma diyorum," diye tekrarladı. "Ben yaparım ne yapılacaksa!"
Dante ile Deren aynı anda bana döndüğünde kollarımı göğsümde kavuşturup Noah'ın gözlerinin içine baktım. İçgüdüsel olarak kendini Marianne'nin önüne attığını, duygularına engel olamadığını biliyordum. Bu yüzden yalnız bana çaresizce bakıyordu.
"Ne yapacaksın?" diye sordum. "Yapılması gereken onu öldürmekse sen mi öldüreceksin? Kıyamayacaksın, bağırmaya bile dayanamayacaksın."
"Ona... Aşık olduğum kadına başkasının dokunmasına nasıl izin veririm?" dedi bağırarak. Dante bana bakıp ona biraz daha yaklaştı.
"Aşık olduğun kadın yeğenine dokundu!" Gözlerimi irice açıp öfkeyle tısladım. "Karina çok acı çekti, hâlâ çekiyor. O fişi prizinden çıkardığı an Marianne benim için bitti!"
"Tamam!" Noah hızlıca kafasını salladı. Marianne'nin ufak elleri onun kollarını sıkıca kavramıştı. "Ben onu buradan uzaklaştıracağım."
"Hayır," dedim ve Deren, bunu bir komut olarak algılamış gibi Noah'a ilerlemeye devam etti. Marianne'ye uzanmadan önce abime bakarak, "Zarar vermeyeceğim, Karina'nın istediği gibi onu uzaklaştıracağım," dedi.
"Sen ne olarak bunu yapıyorsun?"
"Korumam," diye bir daha ses yükselttim. Topuklarım üzerinde kaldığım yerden yanlarına yürüdüm, abimin gözlerinin içine bakarak Marianne'yi arkasından çekip çıkardım. "Marianne buradan gidecek, artık bu şehirde, bu ülkede yaşamayacak. Nereye gittiğini bilmeyeceksin Noah, onu hayatından çıkaracaksın."
"Nerede, nasıl yaşayacak?" dedi abim, fısıltıyla. "Ben de çok kızgınım ona ama isteyerek yapmadı, korktuğu için panikle davrandı..."
Dante, "Hadi o fişi çekerken ölmeyeceğini biliyordu ama yengem?" dedi, yanımdaki Marianne'ye bakarak. "Fazladan bir kurşun daha yiyip ölebilirdi, ya da kurşun birkaç santim yukarıya, kalbine çarpıp Angel'ı o saniye öldürürdü. Marianne'nin yaptıkları... hafife alınacak şeyler değil. Üstelik biz onu istemediği o hayattan çekip çıkarmışken."
"Salvador öğrendiğinde kesin öldürür," diye müjdeli haberi verdi Deren. Demek o bile abimin Angel'ı ne kadar delici sevdiğini fark etmişti.
Noah, belki de doğruları söylediği için ona öfkeyle bakıp, "Söylemeyeceksin," dedi.
"Ben karar vereceğim," dedim ve hıçkırığını duyduğum Marianne'ye baktım. Noah'da ona dönmüştü. Kızın gözleri yalnız abimdeydi. Bunları kardeşi için yaptıklarına inanmıştım ama yine de affedemezdim, doğru kararlar vermemekle kalmayıp hayatlarımızı değiştirecekler kararlar vermişti. "Marianne buradan gidecek ve sen yerini bilmeyeceksin. Bir daha asla ailemizden birisi olmayacak."
Marianne'yi kendimle beraber çekiştirmeye başladığımda, Noah'ı Dante tuttu. Deren benimle gelirken de Yaman kapıyı bizim için açtı. Ağlayan Marianne ile beraber dışarıya çıktığımızda Noah'ın adımı bağırdığını duydum fakat durmadım. Enrica'ya doğru yürüdüm ve Marianne'yi ona terken, "Al götür, ben gitmesi gereken yeri seçene kadar abim onu görmesin," dedim.
Enrica, bugüne kadar Marianne'ye saygı duyduğu için ona sert davranamadı. Kollarından nazikçe tutup bana baş salladı. "Peki efendim, sizden haber bekleyeceğim."
Onu arabaya götürmeye yeltenince Marianne bir daha bana döndü ve telaşlı şekilde ellerimden tuttu. Yüzü bembeyazdı, damlalar inci tanesi gibi görünüyordu yanağında. "Nereye gideceğim? Beni istemiyorsan özgür bırak, tutsak yapma lütfen!"
"Özgür bırakamam, yaptıklarımın bir bedeli olması lazım."
Enrica tekrardan onu nazikçe çekmeye başladığında, Marianne, "Bari son kez Noahla vedalaşayım," diyerek Enrica'dan kurtulmaya çalıştı. Deren ileriye çıkıp Marianne'nin kolundan nazikçe tuttu, onu arabaya götürmek için Enrica'ya eşlik etti.
"Marianne!"
Arkamdan yükselen haykırışı duyunca baktım. Noah nefes nefese buraya ilerlemeye çalışırken Dante onu tutuyordu. Abilerimi çok sevdiğim için Noah'ı gördüğüm bu hal beni derinden incitti. Canının ne kadar yandığını biliyordum, bunu sağlamak istemezdim ama bunu daha da zorlaştırmak istemiyordum. Dante'nin kollarından çıkmaya çalışarak Deren ile Enrica'nın tuttuğu Marianne'ye baktı. "Bırakın, ben götürürüm onu diyorum size!"
"Olmaz. Nereye gittiğini bilirsen ayrılamazsın," dedim. Ama Marianne'nin ölmesi gerekmese bile gitmesi gerekiyordu.
Derenle bakıştık ve o baş sallayıp hızlı şekilde Marianne'yi en arkadaki araca götürdü. Kapıları kapattığında şoför koltuğuna Enrica yerleşti. Olduğum durumdan hoşlanmasam da sağlıklı karar verebilmek için bir süre düşünmem gerekirdi. Enrica Marianne'nin olduğu arabayı uzaklaştırırken, Noah'ın Dante'nin kollarından son bir güçle fırladığını gördüm. Yanımdan süratle geçip arabanın arkasından koşarken bir daha, "Marianne," diye bağırdı ama araç hızla ilerliyordu. Abim dizleri titreyerek aracın arkasından iki adım daha gidip elindeki silahı düşürdü. "İsteyerek yapmadı, sadece kardeşi için korktu..."
Panikle gerileyip gözünü diğer arabalardan birisine dikince hızla Noah'a ilerledim ve onun önüne geçip durdurdum. Ellerimi delice inip kalkan göğsüne koydum. "Abi lütfen sakinleş. Onu öldüremem... ama bundan sonda bizimle kalamaz. Arkasından gitmek istiyorsun ama bir daha kendisine güvenebilir misin?"
"O senin arkandan gelmedi mi?" dedi Noah bir anda, işaret parmağıyla arkamda kalmış Deren'i göstererek. "Üstelik senin ona yaptıklarına rağmen? Senin de kendince zorundalıkların vardı, Marianne'nin de vardı! Deren her şeye rağmen buraya kadar geldi. O sana güveniyor mu?"
Kendimle acımasız şekilde yüzleştirilince ellerim abimin göğsünden düştü. Belki de haklıydı. Deren'de bana güvenmediğini zaten söylemişti. Yalanlar söylemiş, onu kandırmıştım. Marianne gibi kendimce sebeplerim vardı ama sonuçta aşık olduğum adamın tüm güvenini kaybetmiştim, tıpkı onun gibi.
"Konuyu Karmen'e neden getirdin şimdi?" diye bakışlarımızın arasına girdi Dante ve Noah'ı kolundan kavradı. "Olay çok sıcak, kimse sağlıklı düşünmüyor. Eve gidip kafamızı toparlayalım."
Noah aynı panikle yola doğru bakıp Dante'ye döndü. "Dante lütfen, isteyerek yapmadığını siz de gördünüz. Ara Enrica'yı, bir şey yapmasın ona."
Dante onun yüzünü kavrayıp hafifçe sarstı. "Yapmayacak kardeşim. Şimdi gel, biraz kafamızı toparlayıp ortak bir kararda buluşmak için eve gidelim. Salvador'a da anlatmamız gerekiyor, babama da. Marianne'ye aşık olduğundan doğru düşünemiyorsun, ben boşuna demiyorum aşk aptalların işi diye..."
Deren, yanına gelmiş olan Yaman'a doğru eğilip Türkçe konuştu. "Az önce Sara için götü başı yırtmıyor muydu bu? Tencere dibin kara, seninki benden kara..."
Yaman, "Ben İtalyan'ca konuşulan hiçbir şeyi anlamıyorum," dedi ona.
"Doğru. Öğreteyim mi sana?" Deren'in yüzünde anlık sırıtış yakaladım.
"Hayır. Küfür falan öğretirsin. Dayak yerim bu mafyalardan, sana da gün doğar..."
Deren, Yaman'ın karşılığı üzerine kaş çattı. Planları suya düşmüş gibi hayal kırıklığına uğramıştı. Ah, sanırım gerçekten bunu amaçlamıştı.
Abilerime tekrar baktığımda Noahla göz göze geldik. Bana söylediklerinden etkilenmemiş görünerek arkamı döndüm, Dante onunla ilgilenirken aracımıza ilerledim. Deren ile Yaman hemen peşimize düştü. Deren kapımı açtığında koltuğa yerleşip çantamı ve silahımı kenara bıraktım. Yaman aracı çalıştırmak için şoför koltuğuna, Deren'de yanıma oturmuştu. Dirseklerimi dizlerime koyup ellerimi saçlarım arasından düşünceli şekilde geçirirken araç hareket etti.
"Nasıl hissettiriyormuş?" diye sordu Deren.
"Ney?" dedim dalgınca.
"İhanet," dedi sadece.
Sol profiline bakarken abimin cümlelerinin ardından ikinci kez savunmasız kalmış hissettim. Etkilendiğimi yansıtmamak için koltuğumda kayıp kollarımı göğsümde bağladım. "Hoşuna mı gitti ihanete uğramam? Doğrusu ilişkimizi yaptıklarımla yeterince alçaltan benim, bu yüzden senin buna sevinmen... çok ağır olmaz."
Yaman'ın dikiz aynasından Deren'e baktığını yakaladım. Deren'de bana dönerken onunla bir an bakıştı ve yüzümü izlerken yaşadıklarını düşünüyormuş gibi göründü. "Bunun Karina üzerinden olması değil ama... sanırım evet, bu hissi tatman hoşuma gitti."
Gözlerine bakarken üşüyüp başımı diğer tarafıma çevirdim. Parmaklarım kollarımı sıkıca tutarken gözlerimdeki yanma yüzünden derin soluklar aldım. "Böyle bir şey hoşuna gittiğiyse... belki de Dante abim haklıydı. Sen de böyle bir şey yapabilirdin ihanete uğramam için."
"Bir çocuk üzerinden bunu yapmam," dedi Deren huzursuzca ve sonra bir bakış atınca kravatını sertçe boynundan çıkardığını gördüm. Elinin etrafına sarıp gömleğinin bir düğmesi açtı. "Ama... ihanetinle nasıl hissettiğimi anlamışsındır belki."
Ben böyle bir kadın mıyım gerçekten? Mark'a ihanet etmiştim, Deren'e ihanet etmiştim, kendime ihanet etmiştim... Kendime bir saygım kalmış mıydı? Herkes bana duyuyordu ama ben kendime saygı duyuyor muydum?
"Ama tabi, insan beşer de şaşar da," diyen Yaman'ı gördüm. Konuşmalarımızı duyuyordu. İkimize de bakıp önüne dönerken, "Karmen Nil'i görmüş," diyerek konuyu değiştirdi. Ama benim içim hâlâ buz gibiydi. Demek acı çekmem... Deren'in hâlâ hoşuna giden bir şeydi. İçindeki öfkeyi yenemiyordum. Nasıl yapacaktım? Hep böyle mi kalacaktık? Üzerine hiç konuşmadan ama bana öfkeli olduğunu bilerek? "Ben de görmek istiyorum, hem de en kısa sürede."
Deren değişen konudan da hoşlanmayıp, "Nil'i o gün Gece ile kaçıran sensin," dedi. "Nasıl kızımı sana göstermemi bekleyebilirsin?"
"Özledim lan, vallahi," dedi Yaman, sesi gerçekten üzgündü. Sanırım kendisi de fark edip bakışlarını Deren'den çekti. "Hepimiz Nil'i seviyoruz, sen de biliyorsun bunu. Bir kere görsem ölecek değilsin ya?"
Deren katılığını koruyup, "Dünyada kızını, kaçırdığı adama gösteren bir tane insan bulabilir misin?" dedi.
"Ee, Karmen'e gösterdin ya," dedi Yaman. "Ayrıca bizim ilişkimiz sıradanlıktan uzak Deren. Özeliz biz."
"Karmen özel," dedi Deren sadece. Gergince nefes alıp verdi. "Bir daha açma bu konuyu."
Yaman ısrarına devam edip, "Herkes hata yapar," dedi. "Senin de hataların olmuştur, hepsinin bedelini ödedin mi?" Elindeki çakmağı yakıp yakıp söndürdü.
Deren gözlerini ona kaldırdı ve çakmağa, sonra da gözlerine baktı. "Ben yaptığım her şeyin bedelini önceden ödemişimdir. Hata dediklerin, yalnızca karşılıktır."
Yaman, onun kendinden emin konuşmasını sakince dinledi. "Emin misin?"
"Kes sesini."
İkisi de susarak birbirlerine bakmaya devam edince tek kaşımı kaldırdım. İkisini bu kadar geren şeyin sebebini düşündüm, belki de sebebi bile yoktu. Oflayıp, "Susun artık," dedim ikisine de ve cama dönünce gözlerini birbirlerinden ayırdılar.
Araç bir süre sonra malikanenin kapısından girince suçlulukla dışarıya çıktım. Deren'den çantamı bir çırpıda alıp gözlüklerimi saçlarıma iterek eve yürüdüm. Kapıyı benim için Salvador açtı ve merakla bana bakıyorken, "Sara nerede?" diye sordum.
Sara'yı getiren koruma abime bir şeyleri açıklamış olmalı ki sorgulamadan, "Alt katta, odasında," dedi.
Çantam ve ceketimi onun kucağına bıraktım. Onun da bunları Deren'e verip asmasını söylediğini duyarak aşağıya doğru yürüdüm. Bir alt kata geldiğimde Sara'nın odasına bakıp kafamı iki yana salladım. Bu dünya böyle bir dünyaydı fakat suçluluk hissetmemiz gereken çok fazla zamanımız oluyordu. Karina'ya bunu yaptığını düşündüğüm ilk insan ondan başkası olmamıştı ve... yanılmıştım. Gururunu, kalbini kırmıştım.
Bir yüzüm olmadan odasına ilerledim, kapıyı açtım ve kaldığı odaya baktığımda onu hemen gördüm. Üzerini değiştirmişti. Bir siyah kot şort ile beyaz tişört giyinmişti. Yaklaşınca yataktaki kıyafetlerini bir çantaya doldurduğunu görüp irkildim. "Sara?"
Sıçrayıp bana döndü. Yüzü ve bakışları kıpkırmızıydı. Bir an korksa da ardından rahatlayıp, "O gece Marianne'yi hiç görmemiştim," dedi. "Görseydim size söylerdim. Tabi siz... inanır mıydınız bilemem."
Karşısında durunca elindeki kıyafeti alıp yatağa bıraktım. "Gitmek için mi çantanı topluyorsun?"
Uzaklaşıp kaldığı işi yapmaya geri döndü, kıyafetlerini çantanın içine koydu. "Böylesi daha iyi olur efendim. Kendime başka bir iş bulabilirim. Siz de daha güven duyacağınız insanlarla çalışırsınız, bana güvenmediğiniz aşikar."
Elinden tutup, "Özür dilerim," dedim, demem gereken ilk şey bu olduğu için. "Saatlerce seni suçlayıp abimden sana eziyet etmesini istedim. Vurmayacak olsam da seni silahla korkuttum. Kızıma... herhangi bir tehdit oluştuğunda doğrudan hedefi bulmaya çalışıyorum, acele ediyorum." Pişmanlığımdaki içtenliği hangi kelimelerle aktaracağımı bilemedim. "Dante haklıydı, seni çok hızlı suçladım. Fakat o saatte olay yerine yakın olman, anahtarın yedeklerinin sen de bulunması... Birinin Karina'yı incitmesinden öyle çok korkuyorum ki, hemen onu yapanı bulmak istedim."
Sara, nazik bir gülümsemeyle benden uzaklaşıp kırgın bakışlarını da çekti. "Hizmetçinizim, doğrudan beni suçlamakta haklıydınız. Herkes bana o an böyle davranırdı." Kalan birkaç kıyafeti daha çantaya koydu. "Ben yalnızca... sizlerle aramda duygusal da bir bağ kurduğum için üzüldüm. Tek taraflı böyle bir bağ kurmam da çok yanlışmış. Eğer izin verirseniz gitmek istiyorum, bu kadar şey üzerine burada kalmaya devam edemem."
Gerçekten gitmeyi istediği için panikleyip ellerinden bir daha tuttum. Parmaklarını sıkıp, "Gidersen kendimi affedemem," dedim. "Sana kendini değersiz bir insan gibi hissettirdiğim için üzgünüm. Telafisini yapabileceğim bir şey olmalı, lütfen söyle."
"Gerek yok efendim," dedi, bakışlarını kaçırarak. "Gerçek suçlunun bulunmasına sevindim, Karina şimdi güvende."
"Seni bırakamam." Ellerini, o geri çekmesin diye daha sıkı kavradım. "Gitme, telafi edeceğim bir iste benden. Ne istersen yaparım."
Bir an düşünceli göründü. "Her şeyi mi?"
"Evet," dedim hemen.
Sara kararsızca dudaklarını ısırırken, kapının biraz daha açıldığını duydum ve onunla aynı anda dönüp baktım. Dante'nin gelmiş olduğunu gördüm. Karşılıklı duran bize ve sonra etraftaki kıyafetlere bakıp sertçe, "Özrünü diledin mi Karmen?" diye sordu.
"Evet," dedim.
"O zaman beni Sara ile yalnız bırak."
Sara ellerini benden çekip tedirgin şekilde Dante'den bakışlarını kaçırırken, "Onu gitmemesi için ikna edecektim," dedim.
"Sen çık," dedi. Bana kızgın olduğu sesinden belliydi. "Ben ikna ederim."
Sara'ya mahcup bir bakış daha atıp odadan çıkmak üzere ilerledim. Ayrılırken de abim kolumdan tuttu, bana acımasızca baktı. "Bir daha, özellikle korumaların yanında kurşun sıkıp beni küçük düşürürsen kalbini çok fena kırarım."
"Şu an... sen de bunu yapıyorsun abi," dedim.
Russo acımasızlığını tanıdığım için kalbimi kıracağını biliyordum. Abilerim her zaman için bana sonsuz kredi sağlarlardı ama en nefret ettikleri şey küçük düşmeleriydi. Kolumu sertçe çekip arkamı döndüm ve abim arkamdan kapıyı çarparken yukarıya çıktım.
Bir an geri dönüp konuşmalarını dinlemek istemiştim.
Sinirlerim bozuk şekilde yukarıya çıktığımda bağrış sesleri duydum. Noah ile Salvador'un sesini takip ederek salona girdim. Noah koltuğa oturmuş, kafasını ellerinin arasında tutarak abimi dinliyordu. Salvador'un gerçekleri öğrendiği aşikârdı, sesiyle evi inletiyordu. "Sana söylemiştim, Marianne'ye güvendiğinden emin misin demiştim? Ama sen saçmalama abi diyerek geçiştirdin beni! Nasıl bu kadar kör olabilirsin? İnsan sevdiği kadının tehdit edildiğini hiç mi anlamaz? Nasıl fark etmedin, hissetmedin? Marianne'nin yardıma ihtiyacı olduğunu görseydin bunların hiçbiri yaşanmazdı! Ne karım acı çekerdi ne de kız kardeşimiz!"
"Abi," dedi Noah başını ona çevirip. Dudakları hırslı şekilde titriyordu. "Marianne hep ürkek bir kız, içine kapanık. Sizin aranıza bile karışmıyordu, korkuyordu. Orlando'nun ona ulaşacağını asla tahmin edemedim!"
"Bir de utanmadan tahmin edemedim diyorsun. Sanki dünkü çocukla konuşuyorum, şu haline bak..." Salvador Noah'ı, halini süzüp sinirle güldü. "Bunu tahmin etmeyip neyi tahmin edeceksin lan! Marianne'nin kocasıydı, bir şeyler yapacağı belliydi! Şimdi siktirip git o adamı öldür, cezasını vermeden de girme bu eve!"
Konuşmaya müdahale etmemem gerektiğini biliyordum ama Noah'ın kalbinin daha da kırılmasını istemiyordum. Fakat Salvador'un yapacağı konuşmanın bu olacağı çok açıktı, Noah'ın aşk acısından ziyade aile güvenliğimiz önceliğiydi.
Noah yüzünü bir daha önüne eğip elinin tersiyle yanağını silerken, "Marianne ve kendi adıma, sebep olduğumuz her şey için üzgünüm," dedi.
"Karım ölebilirdi," diye haykırdı abim bir daha Noah'a dönüp üzerine yürürken. "Ben de Marianne'yi öldürürdüm. Sonra sen de beni öldürmek isterdin. Oluşabilecek tabloyu görüyor musun? Bir hata, dikkatsizlik yüzünden birbirimizi öldürecek raddeye gelirdik Noah!"
Noah koltuktan kalkarken gözleri bana çarptı ve duygu karmaşasıyla gölgelenen bakışları daha da kızardı. Ne yapması gerektiğini bilmediği çok açıktı, aramızda en hassas kalbe sahip olsa da o da gerçeklerin farkındaydı. Marianne'nin affedilmeyecek olduğunun.
Noah bakışmamızı bölüp bir daha abime dönerken, "Aynısını Angel yapmış olsaydı sen ne yapardın?" diye sordu, gerçekten bu sorunun cevabına ihtiyacı var gibiydi.
"Angel böyle bir şey yapmaz, bu yüzden yapmam gereken hiçbir şey olmazdı. Kimse benim karımı tehdit edemez."
"Eğer yapsaydı diye soruyorum abi? Bir şekilde mecbur kalsaydı sen ne yapardın?" Noah abime doğru ilerledi, omuzları düşüktü. "Ben ne yapmalıyım abi? Marianne'yi tanıyorum, zarar vermek istemediğini biliyorum. Şimdi ona... ne yapmalıyım, ne söylemeliyim?"
"Orlando'yu bul, Marianne'nin kardeşini kurtar ve kızı, Marianne ile birlikte gönder." Salvador abim geniş orta sehpaya eğilip tablette duran purolardan birisini aldı. "O kız bir daha malikaneye girmeyecek."
Noah ağzını iki kez açıp kapattı, sanki diyecek bir şeyler bulmaya çalıştı. Sonra arkasını döndü, geçip tekrar koltuğa otururken elleriyle saçlarını çekiştirdi. Marianne'yi bırakmak istemiyordu, onu çok iyi anlıyordum ama her şeyden sonra nasıl bu evde kalabilirdi ki?
"Peki ben... ben de onunla gitsem?" diyerek başını bir daha abime kaldırdı Noah.
Bu beni irkilttiği kadar Salvador'u sinirlendirdi. Dudaklarına koymak üzere olduğu puroyu çekip Noah'a baktı. "Babam bir felci de senin yüzünden mi geçirsin istiyorsun?"
Senin yüzünden...
Cümle içinde gizlenen gerçeklik beni daha çok irkiltti ve farkında olmadan geriye sendeledim. Topuklu ayakkabılarımın çarpık sesi yüzünden Salvador kafasını çevirdi ve burada olduğumu fark edince yanaklarını şişirip puroyu yaktı. "Sara nasıl?"
"Dante..." arkanda hareketlilik hissettim. "Dante onunla konuşuyor, ben özrümü diledim."
"O Dante Sara'nın odasından uzak dursa iyi olur," dedi Salvador abim, soğuk bir sesle. Noah'a tekrar baktı. "Sen de özrünü dile. Gerekirse sizi affetmesi için ayaklarına kapanın."
Noah, o an yapması en basit olan şey buymuş gibi başını salladı. Abimin son söylediğinden sonra daha da çaresiz görünüyordu. Salvador ona bakarken kafasını iki yana salladı ve bakışları bana dönünce, "Babamın haberi var mı?" diye sordum.
"Onu üzmek istemiyorum," dedi abim.
Evet, yerinden felç geçirebilirdi.
Boğazımdaki yanmayı yutkunarak hafifletmeye çalışırken, arkamdan gelen zil sesini duydum. Kapıyı açmak için dönünce de Derenle Yaman'ın arkamda olduğunu gördüm. Deren elleri cebinde bizi dinlerken, Yaman ne konuşuyorlar, çevirsene, diye ricada bulunuyordu.
Deren'e gözlerimi kısarak baktım. "Kapı çalıyor, duymuyor musun?"
"Seni izlemeye daldı, beni bile duymuyor şu an," dedi Yaman.
Deren gözlerini üzerimden çekip sakince ona çevirdi, yüzüne yaklaşıp hırladı ve Yaman'da karşılık olarak ona diklendi. Alınlarını sinirle birbirlerine yaslayıp yumruklarını sıkmalarını izlerken, ayaklarımı yere vurdum. "Otuz yaşında adamlar, çocuk gibisiniz." Uzanıp Deren'i ceketinin arkasından tuttum. "Git, kapıya bak."
Kızgın surat ifadesiyle bana dönüp, "Affedersin canım, ben neden bakıyorum?" dedi.
"Korumasın işte, koruma! Neden her bir şey yap dediğimde sorguluyorsun!"
"Kadınım çıldırdı," diyerek ceketini elimden kurtardı Deren ve yanımızdan geçip asker adımlarıyla kapıya ilerledi. Zil bu sırada üçüncü kez çalmıştı. Deren kapıyı açtı ve bir iki saniye baktıktan sonra kapatıp, "Evde yokuz," dedi.
Yaman, "Herhalde Carlos geldi," diye tespitti bulundu.
Sinirlerim bozuk şekilde ben de kapıya ilerledim, Deren arkasını dönünce de beni görüp omuzlarını silkti. Bir yetişkinden ziyade çocuk gibi davrandığını fark etmesini beklerken uzanıp ben kapıyı açtım. Carlos ateş saçan gözlerle eşikten girerken omzumun arkasında kalan Deren'e baktı. "Dikkat et, her an seni öldürebilirim."
"Ne diyor?" diye çeviri istedi Yaman.
Deren, Carlos'a karşı kişisel bir öfke duyduğu için söylediğine da kin duyup yüzüne uzun uzun baktı. "Keşke denesen biliyor musun? Benim seni öldürmem için sebebe ihtiyacım var çünkü. Kişisel sebeplerim dışında."
Gözlerimi kapatıp açtım ve sabırla soluyup Carlos'a döndüm. "Ben Karina'nın yanına çıkıyorum, gelmek istiyor musun?" diye sordum.
Gözlerini aşık olduğum adamdan çekip bana çevirdi. Bakışları daha insani oldu. "Elbette. Eve sizin için geldim."
Huzursuzca bakıp arkamı döndüm ve Deren onu göz hapsine alır şekilde arkamıza düşerken, "Ne dedi?" diye bir daha sordu Yaman, ona.
"Elinin körü!" Diyerek Yaman'a tısladı.
Asansöre ilerlerken duraksadım ve Carlos yanımdan geçip düğmeleri tuşlarken Deren'e baktım. Karşımda dikiliyor olsa da Carlos'u, hareketlerini izliyordu. Elimi göğsüne bir kez vurup dağınık duran yakalarını düzelttim. "Korumalardan birisine söyle, güvenlik uzmanı çağırsın. Karina'nın odasına, onu sürekli izleyebileceğim bir kamera taksınlar. Ayrıca evdeki kameraların gece görüşlerini de ayarlasınlar, bir daha böyle ihmallik yaşamayalım."
Deren bakışlarını bana çevirip el hareketlerimi, parmaklarımı izledi ve bir an gözlerinin derinliğinde huzurlu ifade açığa çıktı. Ardından kaşlarını çatıp, "Şimdi mi?" diye sordu.
"Evet."
Deren rahatsızca kafasını salladığında, parmak uçlarıma yükseldim ve ona aşık olduğum adamın kim olduğunu göstermek için yanağından öptüm. Ve onu öperken hissettim kendisine olan kırgınlığımı. Arabada söyledikleri yüzünden huzursuz bir duygu beni ondan geriye itmiş hissederek tabanlarım üzerine geri basınca, Deren'de eğilip sol yanağımdan, güzel bir öpme sesi çıkararak öptü. "Asansörde sadece beni düşün tamam mı?"
"Öpüştüğümüzü," diyerek sessizce güldüğümde, Deren'de hafifçe gülüp gözlerimin içine anlık neşeyle baktı.
"Biliyordum işte!" Diye bağırdı Yaman.
Yakalandık!
İrkilerek özel alanımızın dışına çıkınca Yaman'ın sinirle baktığını fark ettim. Türkçe konuştuğumuz için duymuştu. Ona göz kırpıp asansöre yönelince Carlos'un çoktan çıktığını fark ettim. Demek Karina'yı çok özlemişti, oyalanmak istememişti. Buna gülümseyip diğer asansöre binerken, Deren'de Yamanla konuştu. "Asansöre bindiğimizde bir anda bana saldırmıştı Yaman, inan ben de şok olmuştum. O şaşkınlıkla inkâr ettim..."
İçinde olduğum asansör yukarıya çıkmaya başladığında inanamazca Deren'e bağırdım ama sesimin gitmediğine emindim. Üstüne atladığımı söylüyordu, oysa birbirimizin üzerine atlamıştık. Söylenerek asansörden indim, kızımın odasını gördüğüm an ise koşmaya başladım. Carlos kapısını açık bırakmıştı, girdiğimde onu hemen kızımızın yanında buldum.
"Bugün uyandığım ilk andan beri seni özledim," diyerek onunla yumuşak bir tonda konuşuyordu. "Keşke beraber yaşayabilsek."
Yanlarına yaklaşırken hemen makineleri kontrol ettim, her şey yolunda görünüyordu. O sırada gözüme yerdeki kırmızı gül çarpınca eğilip aldım, köşeye doğru fırlamış ve ezilmişti. Deren'in Karina'ya aldığı güldü. Geçen gece arbede de ezmiş olabilirdik. Üzülerek gülün yapraklarını düzeltirken, "Gerçekten Karina'ya bakınca çocuğuna baktığını hissediyor musun?" diye sordum ona. "İma yapmak için sormuyorum, gerçekten merak ediyorum. Çünkü hislerin olduğu gibi Karina'ya yansıyor ve ben... onu gerçekten sevmeni istiyorum."
Carlos elimdeki güle baktıktan sonra soruma yöneldi. "Alışması zaman alacak ama onunla içimden geldiği için ilgileniyorum, görüşmek istiyorum. Çok tuhaf bir his, çok sahiplenici, çok koruyucu... Kendi kendime düşünürken bile mutlu ediyor beni."
Gülünü kızımın yanına bırakıp onunla beraber Karina'mın meleksi güzelliğini izledim. "Doktor geldi, konuştuk biraz." Carlos'a olanlardan bahsetmek istemiyordum, çünkü... beni sorumsuzlukla suçlayacağından emindim. "Karina komada, yani bitkisel hayatta. Doktor, vücudunun çok yorgun olduğunu söyledi. Ayrıca böbrek yetmezliği de var, raporlarda yazıyordu."
"Kahretsin." Sesinin yüksek çıktığını fark edince bir an korkuyla Karina'ya baktı. "Ben de bir doktorla görüştüm, Amerikalı bir profesör. Durumu anlattım, çıkacak olan inceleme raporlarını kendisine iletmemi istemişti."
Carlos'un böyle bir şey yapması üzerine yüzüne uzunca baktım. Karina'yı seviyordu, babası Karina'yı seviyordu. "Raporların birer kopyasını sana gönderirim," dedim.
"Kızımı iyileştireceğim," diyerek Karina'ya döndü. "Kızımı iyileştirip onunla tanışacağım." Bir küçük duraksama yaşayarak benimle göz teması kurdu. "Bundan sonra hep Karina'dan ayrı mı yaşayacağım? Onu görmek için her gün buraya mı geleceğim?"
"Aynı anda ikimizin de yanında olamayacağına göre böyle olmak zorunda."
"Aynı anda ikimizin yanında olabilir," dedi ve yatağın kenarından kalktı. "Evlenelim."
Herhalde... aklını kaçırmıştı.
"Kızımız için, Karina için," diye devam etti.
O gece yapması gerekirdi bu teklifi, şimdi değil. Ne sanıyordu? Aynı hissettirebileceğini mi?
"Saçmalama lütfen," dedim ve susması için elimi kaldırdım. Konuşmanın bir anda dönüştüğü durumdan hoşlanmamıştım. "Söylememişsin sayıyorum böyle bir şeyi. Hayatımda bir adam var dedim, nasıl böyle bir şeye cüret edersin? İlişkimiz çoktan sonlandı."
"Karina'nın ikimize ihtiyacı var, inkar edemezsin," dedi direkt, sesi kendinden emindi. Bunu düşünmüştü, bir araya gelecek olmamızı. "Beraber yaşayalım."
Aramızdaki elime baktım ki durması gereken yeri bilsin. "Beraber olacağımıza neden, niye inandın bilmiyorum ama söylediklerin beni sinirlendiriyor."
Yaklaşarak devam etti. "Bir süre beraber yaşayalım. Evimde hemen ikiniz için de oda açtırırım. İkimizle beraber olması Karina için de iyi olur. Hissettiğini söyledin, bizim onun için beraber çabaladığımızı hissetmek iyileşmesine yardımcı olur."
Teklifini onun anlattığı kadarıyla, arkasındaki niyetleri incelemeden ele almaya çalışıp, "Mümkün değil," dedim. "Aileme yeni döndüm, yanlarından ayrılamam. Ayrıca beraber değiliz, bir müddet yaşasak bile evlerimiz tekrardan ayrılacak. Hem de bir ilişkim varken... ne münasebet!"
Derin nefesler aldı. "Eminim kızımız ilişkinden daha önemlidir."
"Bu tür bir kıyasa girmek için hiçbir gerekçe görmüyorum," diye kısa kestim.
"İyi de Karina'yı her gün görmek istiyorum, nereye kadar böyle gidecek?"
"Her gün ziyaret etmene müsaade ediyorum, başka bir şey yapamam," dedim, mesafemizin altını çizerek.
Bana biraz daha yaklaştı, kolumu tutup bir yakınlık kurdu. "O zaman buraya en yakındaki evi satın alacağım. Her an sizi görüp ulaşabilmek istiyorum."
"Bizi görmek isteme. Kızını görmek iste ve gelip gör."
Omuzlarını düşürüp bir adım daha yaklaştı bana. Artık ayakkabıları topuklularımın hemen yanındaydı. "Bana karşı çok soğuksun," dedi. "Evet, aradan seneler geçti ama bir çocuğumuz var. Yaşadıklarımız, hissettiklerimiz hakkında konuşmaya hiç açık değilsin."
"Hayatımda başka bir adam varken neden oturup seninle olan eski ilişkimi konuşayım ki?"
"Hayatında birisi varken... daha ileriye gittiğimiz de olmuştu." Ben bunu söyleme cüreti gösterdiğine inanamıyorken o yüzüme alçaldı. "Görüşelim, birbirimize vakit ayıralım. Bu kadar şey yaşadık ve hâlâ buradaysak bir anlamı olmalı."
"Tabi bir anlamı var," dedim kızgınca. "Sonuçta yanlış insanlar bizi doğru insanlara ulaştırır, neyi kazandığımızı fark ettirir." Kolumu sertçe çektim. "Seninle bir hata yaptım diye öyle bir kadın olduğumu mu sandın? İlişkilerimde aldatan, hayatımdaki insana saygısızlık yapan birisi değilim. Bir kez böyle bir insan olmanın bedelini zaten... kızımla ödedim."
Konuşma sırasını hemen devralıp, "Bahsettiğim sevgilini aldatman değil, sadece aramızdaki duyguların zamanında bu kadar fazla olduğunu anlatmak istememdi," dedi.
Ondan bana hiçbir şey anlatmamasını rica edecektim ki kapı tok bir yankıyla açıldı. Hemen aramıza mesafe açarak bakınca Deren'in başını içeriye uzattığını gördüm. Yanlış anlamasa da Carlos ile beraber olmamızdan rahatsızlık duyuyordu. Gözlerini onun üzerinde fazla tutmadan bana çevirdi ve yanıma yürürken, "Sevgilim," dedi. "Sana bir sürprizim var."
Hiç beklemediğim bir şey olduğu için afalladım. Carlosla yaşadığım atışmanın gerginliğini kenara bırakıp Deren'e yaklaştım. "Ne sürprizi?"
"Sevgilime," diye tekrarladı ve Carlos'a dönüp ona yandan, sert bir bakış atıp bana dönünce elini uzattı. Büyük elini tutmak için sabırsızlandım. "Aşağıya in, kendi gözlerinle gör."
Parmaklarını tutup kendimi eline doğru ittim. "Heyecanlandım," dedim kıkırdayarak.
Eğilip şak diye gülüşümün çıktığı yanağımdan öptü.
Geri çekilirken gözlerine yalnız onun beni anlayacağı şekilde baktım.
Yalnız Deren'in gözlerine bakabileceğim şekilde.
Onun avucunu sıkıp Carlos'a döndüm. "Karina'nın yanında kal, vakit geçir. Birazdan geleceğim."
Burnundan bir nefes alıp bölünen konuşmamızın gerginliği ile Karina'ya dönünce ben de Deren'in beni çekmesine izin vererek ilerledim. Koridora çıktığımızda bana hazırladığı sürpriz için çok heyecanlıydım. Asansörle inerken aşağıda Yaman'a dediklerini hatırladım ve yüzümü ona kaldırınca Deren'in derin gözleriyle karşılaşıp söyleyeceklerimi unuttum. Kafasını arkaya koymuş, yüzümü, saçlarımı izleyip sol kolumu okşuyordu. Ona baktığımı fark edince kaldırıp elimden öptü, sonra eğilip yanağımdan. Ardından saçlarımdan, bir de omzumdan, sol kolumdan...
"Deren," dedim bu kadar öpücüğe şaşırmış şekilde.
"Güzelliğim."
Ellerimin ikisini birden tutup kalbine götürdü. Boynumda iç geçirirken hızla çarpan kalbi avuçlarıma yüklendi.
"Ellerimi kalbine götürerek ne anlatmak istiyorsun? Benim için ne kadar hızlı attığını mı?"
Islak öpücüğüyle huylanıp boynumu kıvırırken asansör kapıları açıldı. Deren'i yumuşakça itip önüme döndüm ve dışarıya çıkarken Deren'de gömleğini düzeltip arkamdan geldi. Bak ya, Yaman'a söylediği yüzünden kızamamıştım.
"Sürprizim nerede?" diyerek salona girdim.
"Orada," dedi, ileriyi gösterip.
Başımı oturma odasına çevirdim ve gördüğüm karşısında Deren'in göğsüne doğru sendeledim.
Gece gelmişti.
"Aman Tanrı'm!" Diye attığım çığlıkla ileriye çıktım ve Gece oturduğu koltuktan kalkarken ona doğru koştum. O da bana ilerledi ve oturma odasında karşı karşıya geldiğimizde ancak birkaç saniye baktık birbirimizin yüzüne, ardından sıkıca sarıldık. Kollarım Gece'yi sıkıca kavrarken, o da bir çığlıkla beni tutup olduğu yerde zıpladı. "Nereden çıktın sen bir anda, ben seni aldıracaktım..."
"Deren ulaştı bana, o getirtti beni," diyerek bir an geriye çıktı ve bakmasını özlediğim gözlerimizi birleştirdi. Yanaklarında bir kızarıklıkla, parlayan koyu renkli gözleriyle bana bakıyordu. Saçları uzamıştı ve biraz da zayıflamış görünüyordu. Yüzünde çok az makyaj, üzerinde koyu renkle jean ile crop tişörtü vardı. Beni inceleyip nasıl olduğumu gördükten sonra bir daha çekip sarıldı. "Karmen seni çok özledim, çok merak ettim."
"İyiyim," dedim ve yanağından öpüp tekrar yüzüne baktım. "Gece, keşke daha önce gelseydin. Görünce... Seni ne kadar özlediğimi daha iyi fark ettim."
"Şimdi buradayım, beraberiz." O da benim yanaklarımdan öpüp sol tarafa bakınca ben de oturma odasının girişinde duran Deren'e göz attım. Düz bir ifadeyle bize bakıyordu. İkimizin onun hayatına giriş şekline bakacak olursak, izledikleri karşısında derin düşüncelere dalmış olması tuhaf olmazdı. "Teşekkür ederim," dedim ona. "Gece'den hoşlanmasan da... benim için getirdin onu."
"Sağ ol ya," dedi Gece, gülüp koluma vurarak.
Kendi söylediğime yüz buruşturup salona göz attım. Kimse yoktu. Noah evden ayrılmış olmalıydı, abim onu Orlando'yu öldürmesini söylemişti. Salvador ise yengemin yanına çıkmış olmalıydı. Gece'nin ellerinden bir daha kavrayıp engel olamadığım şekilde güldüm, Deren'e göz attım. "Ona söyledin mi?"
"Hayır," dedi Deren.
"Neyi?" dedi Gece.
Kalbimi, kalbimi buldum Gece.
Gülümserken elimi ağzıma kapattım ve onu alıp hızla merdivene koştum. Gece bir şaşkın çığlıkla bana yetişmeye çalışırken Deren arkamızda kalarak bizi seyretti. Yaman'ı görememiştim, geldiğini görseydi Gece'nin dibinden ayrılmazdı.
"Nereye gidiyoruz?" dedi Gece, bu enerjime şaşırarak. "Ayrıca bu ev ne Karmen? Oturduğum semt kadar! Sanki kendi şehrinizi kurmuşsunuz, arazide su parkı bile gördüm..."
Onun konuşmalarına gülümseyip en üst kata kadar nefes nefese koştuk. Karina'nın kaldığı odanın önüne geldiğimizde Gece bana şaşkınlıkla bakıyordu. Arkasına geçip parmak uçlarımda yükseldim, ellerimi gözlerine bağladım. "Kapıyı açıp içeriye gir, sana birisini göstereceğim."
"Tamam," diyerek merakla yanıt verdi ve önünü görmeden kulpu aradı, kapıyı açtı. Onunla içeriye girdiğimizde Carlos bize döndü ve misafirime şaşkınca baktığında İtalyan'ca, "Sus," diyerek kızıma döndüm. Carlos anlamayarak geriye çekilirken önümdeki Gece ile kızımın yatağına kadar ilerledim. Tam Karina'yı görebileceğimiz açıda durunca kulağına eğildim. "Ellerimi gözlerinden çekeceğim, sakın bayılma."
"N'oluyor ya, ben... seni bu kadar mutlu edecek ne olabilir, anlamıyorum."
Gözlerimdeki yanma eşliğinde ellerimi çekip yüzüne doğru baktım. Gece gözlerini kırpıştırdı ve görüşünü temizleyip bakışlarını alçağa indirdiğinde konuşan ağzı açık kaldı. Bakışları odaklandı, vücudu hareketsiz kaldı. Karina'ma bakıp gözümden hızlıca kayan yaşı sertçe silerken, Gece'nin sessizliğini kontrol etmek için yeniden baktım ona. Dudaklarını birbirine bastırıp panikle nefes aldı, bir adım geriye çıkıp aniden çığlık attı ve ellerini ağzına kapatıp yerinden çıkacak gibi görünen gözlerini bana çevirdi. "Hasiktir lan!"
"Karina," diye fısıldadım, gözümden bir damla daha akarken. Gece, Türkiye'de Karina'yı öğrenen ilk yakınımdı ve şimdi... ne kadar acı çektiğimi bildikten sonra onu ilk görüşüydü.
"Siktir siktir..." bir daha çığlık atıp gözlerini kızım ile benim aramda gezdirdi. Carlos onun şaşkınlığını çatık kaşlarıyla izliyordu. "Nasıl olabilir Karmen? Ben... gözlerime inanamıyorum. Gerçekten... Bu gerçekten Karina mı?"
Şaşkınlığını çok iyi anlayarak başımı salladım. Kısa saçlarıma dokunup kulağımın arkasına koyarken, "Hayatta," diye açıkladım ona. "Karina nefes alıyor, kalbi atıyor. Kalbimin kalbi atıyor."
Gece bir daha yatağa bakıp Karina'yı izlerken şaşkın gözlerinden damlalar düştü. Hayretle nefes alırken boğazından bir hıçkırıp kopup geldi. Zor hareket ediyordu, omuzları titriyordu. Ellerini çekince dudaklarının kıvrıldığını gördüm. "Tahmin ettiğim gibi miymiş? Mark sana eziyet için onu saklı mı tutmuş?"
"Hayır, onu gerçekten öldürmek istemiş ama Karina... o kadar güçlü ki, hayatta kalmış."
Gece ellerini nereye koyacağını bilemeden yatağa doğru eğildi, nefes bile almadan kızıma yakından baktı. Aralarında, benim anlattığım kadarıyla bir bağ oluşmuştu ve her nedense Karina'yı gördüğünde o bağın derinleştiğini hissettim. "Uyuyor mu peki? Nasıl şimdi? Bu cihazlar..." merakla gözlerini çevirdi bana. "Kendinde mi? Her şey yolunda mı?"
"Değil," dedim. "Komada, bitkisel hayatta. Uyanacak mı bilmiyorum, bekliyorum, onu izliyorum..."
Gözleri biraz daha yaşardı, birkaç damla yanaklarından aktı. Korkarak Karina'nın saçına dokunup, "Çok güzel," diye fısıldadı. "Fotoğraflarından daha güzel."
Kızıma edilen iltifatla mutlu olup gülümsedim. "Herkes böyle söylüyor."
Gece devam eden şaşkınlığıyla doğruldu, ellerini bir kez daha ağzına kapatıp kafasını iki yana salladı. "Tabi ya, telefonda kalbim diye ipucu vermiştin. Karina'dan başkası senin kalbin olabilir miydi ki? Anlamalıydım."
"Kimin aklına gelirdi ki," dedim kızıma hayranlıkla bakarak.
Gece üzerime doğru geldi ve beni kendisine çekip sarılırken adeta ruhumda hissettim sevgisini. Kemiklerime kadar ısıtmıştı bu sarılma beni. Gece ile arkadaşlığımız o hastenede, trajik şekilde başlamıştı ve ne kadar acı çektiğimi hep izlemişti. Şimdi bu karşılaşma onu da yaşadığımız günlere sürüklemiş olmalıydı. "Her şeyi anlat bana. Buraya döndükten sonra neler yaşadığını, Karina'yı nasıl bulduğunu, Derenle nasıl bir araya gediğinizi..."
Geri çekilip hâlâ titreyen ellerini tuttum. "Vaktimiz var, hepsini anlatırım sana." Güzel yüzünde, uzamış saçlarında dolaştırdım gözlerini. "Sen nasılsın? Neler yaşadın? Polisler çok sıkıştırdı mı?"
"Sonra konuşuruz bunları, öncelik Karina." Ona dönüp inanamayarak iç geçirdi.
O sırada, "Karmen," diyen Carlos'u duyduğumda dalgınlıkla o tarafa döndüm. "Arkadaşın mı? Bu kim?"
Gece konunun kendisi olduğunu anlamış gibi Carlos'a baktığında, "Evet, arkadaşım," dedim ona ve tanıştırdım. "Gece, Türkiye'den arkadaşım. Gece, Carlos... Karina'nın babası."
Gece onu baştan aşağıya süzerek kaş çattığında, Carlos'ta baş sallayarak ilgisizce Karina'ya döndü. Gece huzursuz şekilde bana bakıp, "Bu muydu?" dedi. "Karina'yı istemediğini sanıyordum? Ben yokken ne kadar şey olmuş."
Ona küçük bir kız kardeşimmiş gibi davranmaya alışkın şekilde saçını düzeltip, "Yorgun musun? Dinlenmek ister misin?" diye sordum.
"Karina'nın yanından asla ayrılmam!" diyerek mahcubiyetle güldü.
Kızımı böyle içten sevmesine dudak kıvırıp kararsızca bekledim. "Aşağıda... Yaman'ı gördün mü?"
Gece belirgin şekilde irkildi. Görmediğini böyle anladım. Nefesi hızlanırken, "Burada mı?" diye sordu.
Gözlerimi yumup açtım. "Aşağıdaydı, sanırım karşılaşmadınız."
Dudaklarını ısırıp bakışlarını çekerken heyecanlandığını ellerinin titremesinden anladım. Yanakları yukarıya doğru kızarıyordu. Kızgın olsa da görmeyi istediği açıktı. Elinden tuttum ve onu hızla odadan çıkardığımda, "N'apıyorsun?" diye şaşırarak arkamdan geldi. "Karina'nın yanında kalacağım dedim, nereye gidiyoruz."
Koridor sonuna yürüdüğümüzde Gece asansöre hayretle baktı ve biz binerken, "Evde asansör mü var?" dedi, biraz garipseyerek.
Aslında o da varlıklı bir kadındı ama yine de bunu garipsemiş göründü.
Asansörden indiğimizde etrafta kismeyi göremedim, sonra sokak kapısının açıklığını fark edip Gece ile oraya ilerledim. İlk gözüme Deren çarptı. Sırtı bizlere dönüktü, merdivenin aşağısındaydı. Yaman yanındaydı fakat sırtı bize çevriliydi, görmüyordu. Deren'in onunla dert yakınır gibi konuşurken sigarasını içtiğini gördüm ve Gece yanımda nefesini tutarken, "Yaman," diye seslendim.
Yaman, Derenle konuşurken sesimi duyup olağan şekilde başını çevirdi ve daha gözleri benimle birleşmeden Gece'yi buldu. Kaşlarını çatmasını şaşkınlığına bağladım. Ağzı birkaç saniye açık kaldıktan sonra kapandı ve sanki daha iyi görmek istiyor gibi basamağı çıktı. Deren'de bize bakıp elindeki sigara ile yaklaşırken, Gece gergin ellerini birleştirip Yaman'ın yaklaşmasını izledi. Öne çıkmamış, ona doğru bir adım atmamıştı. Yaman karşısında durunca onu tepeden tırnağa izleyip, "Buradasın," dedi, şaşkınlığını derinine gömmüş, onu her gördüğünde baktığı gibi bakmaya başlamıştı. "Ne ara geldin? Nasıl?"
Deren Yaman'ın yüzünün aldığı ifadeyi izlerken sigarasından bir nefes daha çekti. Topuklu ayakkabımı onun ayakkabısına yaklaştırınca da dikkati bana yöneldi. Topuğumla ayağının altında daire çizerken, Gece'de Yaman'a yalnız bir adım yaklaşıp, "Aa şoförüm de buradaymış," dedi. "Tabi, artık başkasının şoförü."
Yaman huzursuz olup yüz buruşturdu. "Anlatacaktım, bir türlü arayamadım seni."
"Yalancı," diyerek kızdı Gece ona. Soğuk davranıyor olsa da incinmiş görünüyordu. "Yalan söyleyip bıraktın beni, Karmen söylemesi hâlâ ailen ile olduğunu düşünecektim. Anlamıyorum, ne için bu adamın..." Deren'e kaçamak şekilde baktı. "Şoförüsün?"
"Bana bayıldığı için," dedi Deren, Yaman'a göz atarak. "Değil mi Yaman? Büyüyünce benim gibi olmak istiyorsun?"
Gözlerimi devirmeme engel olamadım ve Deren bunu kaçırmadan bana kaş çatarken, Yaman onun küstahlığından huzursuz olup Gece'ye döndü. "Yalnız senin şoförlüğünü severek yapıyorum ben, bu herifi ne yapayım. Aklım sürekli sendeydi... Nasıl geldin? Karmen mi getirtti?"
Gece bu sorunun cevabından memnun değilmiş gibi Deren'e baktı. "O getirdi." Deren'den ürktüğü açıktı.
"Bu herif?" dedi Yaman, inanamayarak.
"Herif ne, çok kabasın," dedi Deren, sırf Yaman'ı rahatsız etmek için araya girip duruyordu.
"Evet, Deren bana ulaştı, Karmen'in süprizi için..." bana bakarak gülümsedi. "Karina'yı görmem için getirdi."
Yaman inanamadı Deren'in bunu yaptığına, ben de inanamıyordum. Üstelik Gece ve Yaman'dan öç almak için onları ayıran kendisiydi. Yaman Deren'e dönüp bir anda ona doğru hamle yaptı, erkeksi şekilde onu kucaklayıp sarılarak, "Dipte köşede bir kalbin olduğunu biliyordum," dedi.
Deren, Yaman'ın ona sarılmasına inanamayarak üstündeki kollara dehşetle bakarken, ben doğal gelişen bu yakınlığa gülmemeye çalıştım. Gece'de kafası karışmış görünerek bana döndü. "Bunların bir ilişkisi mi var?"
"Birbirlerine karşı koyamadıklarını düşünüyorum," dedim.
Tekrar onlara dönünce Yaman'ın donup kaldığını gördüm. Ne yaptığının farkına varmıştı. Deren'in sırtını sıvazlayan ellerini durdurup hiç sempatisi olmayan o adama sarıldığını anlayınca hızla kendisini geriye çekti. Deren, onu süzüp ceketindeki hayali tozları silkelerken, Yaman ürpererek homurdandı. "Şeytana uydum resmen n'apıyorum lan..."
Deren göz kırpıp uzandı, Yaman'ın yanağından makas aldı.
Yaman irkilip geriye kaçtı ve onun elini savurup alay etmesiyle rahatsız olarak, "Bizi ayıran sensin, niye şimdi sarıldım ki ben sana..." diye söylendi. Kaşınmış gibi üzerindeki kıyafetleri temizledi.
"Aptal," diye kızdı Gece, Yaman'a ve arkasını dönüp evden içeriye girdi. "Ben gelmişim, Deren'e sarılıyor."
Yaman eşikten girmeyi deneyince, Gece henüz istemediği için kapı girişini kendimle kapatıp girmesine engel oldum. İtiraz ederek ofladı. "Sen ve sevgilin, ne istiyorsunuz benden! Farkındaysanız her şey sizin yüzünüzden oldu."
"Nil'i kaçıran sizsiniz, hatırlatırım."
"Gece senin için yaptı bunu," dedi Yaman. "Sen biraz iyi ol diye! Fakat cezalandırılan yalnızca biziz. Deren seni sevdiği için her şeyini sildi, sana için duyduğu öfkeyi de bizden çıkarıyor!"
"Benim adıma konuşma," dedi Deren. "Ama haklı olabilirsin."
Yaman'ın bu kelimeleri karşısında sessiz kaldım. Bunları hep söylemek istiyormuş gibiydi, belki de Deren'in göz hapsinde ve adeta mahkumiyetinde olduğu için beni sorumlu tutuyordu. Yaptıklarım karşısında böyle küçük bedeller ödemem gerektiği için alınmamaya çalışıp her ikisine de baktım. "Eve girmeyin. Gece ile konuşacaklarım var."
Deren kızgın gözlerini Yaman'dan çekip sertçe araya girdi. "Carlos'da çıkacak!"
"Kızıyla vakit geçiriyor. İstediğinde ayrılır."
Kapıyı suratlarına kapattım, onlar birbiriyle tartışırken de çalışan asansöre ilerledim. Gece tekrar hevesle Karina'nın yanına gidiyordu. Ben de ona katılmadan önce alt kata indim, Sara'nın odasına bir daha girmek için kapıyı çaldım. Karşılık aldığımda başımı içeriye soktum ve Sara'nın yatağında oturduğunu gördüm. Beni görür görmez elindeki bir şeyi arkasına götürüp hızla doğruldu. "Efendim..."
"Sara," dedim, mahcubiyetim yüzünden gözlerine uzun bakamadım. "Gitmemişsin, kalıyor musun?"
Biraz utanmış görünerek, "Dante Bey kalmamı rica etti," dedi.
Bu konu hakkında yorum yapıp yapmamak arasında kaldım. Yine de sormadan yapamadım. "Sanırım onun kalmanı istemesi senin için daha önemli."
"Hayır efendim, yanlış anlamışsınız." Hızlıca kalktığı yatağına döndü, üstünü düzeltti. "Kendisi yapmadığıma inanmıştı. Bu yüzden kalmamı rica edince geri çeviremedim."
"Olsun, yine de bu durumu ben telafi etmeliyim." Yanına yürüdüm. "Senin için bir şey yapmamı iste, lütfen."
"Efendim," diyerek gözlerime baktı. "Siz bunu benim için istemiyorsunuz, kendiniz için bana bir şey yapmak istiyorsunuz. Mahcubiyetinizi anlıyorum, beni suçlamanızı da. Gerçeklerin ortaya çıkmasına sevindim, sizden başka bir şey istemiyorum."
Kollarımı göğsümde bağladım. "Abim içeriye girmeden önce bir şey isteyecek gibiydin. Ne isteyecektin, söyle?"
"Gerek kalmadı," dedi, kumral saçlarını yüzünden çekerek. "İzin verirseniz işime yarın devam etmek istiyorum, bugün... biraz yorgun hissediyorum."
"Senin için hemen doktor çağıracağım," dedim.
Yatağını düzeltmeyi bırakıp tekrardan ucuna oturdu. Sade döşeli, açık renklerde, oldukça büyük bir odası vardı. "Dante Bey aradı doktoru, birazdan burada olacak."
Bunun hakkında sonra düşünmeye karar verdim. "Başka bir şeye ihtiyacın var mı?"
"Sadece... biraz uyumak istiyorum," dedi bana bakmadan, saygısını korusa da sesinde soğukluk vardı.
İçimi çekip, "Tabi, dinlen," dedim ve istemsizce ayaklarım beni onun yanına götürdü. Elimi uzatıp dün gece yıpranan saçlarını okşadım. Yardımcılarımızı sever ama her zaman da mesafemi korurdum. Zaten birkaç konu haricinde duygusal bir insan da değildim. Bu yüzden Sara bana çekingen, şaşkın bir bakış atınca elimi geri çektim. "Beni gönülden affetmeni istiyorum. Bunun için elimden geleni yapacağım."
Odasından çıkarken düşünceler kafamda süzülüyordu. Karina söz konusu olunca düşünemiyordum, artık buna son vermeliydim. Marianne'yi aklımdan geçirmemem mesela, çok basit bir hataydı. Salvador abim ondan şüphe duymuştu, keşke bana da söyleseydi.
Koridora çıkıp odama girdiğimde Gece'nin hâlâ hayretler içinde Karina'yı izlediğini gördüm. Oturduğu koltuğun kenarında durdum ve Carlos'da Karina'yı izlerken Gece'ye olanları anlatmaya başladım. Türkçe konuşuyordum, Carlos anlamıyordu. Mark'a beraber küfrettiğimiz sırada Gece, Karina duyabilirmiş gibi korkup ellerini ağzına kapattı. Bu da beni gülümsetti. Keşke duymuş olsaydı. Kızımın duyduğu tek kötü sözcükler bunlar olsaydı. Ama... Mark, Feda, diğerleri onlara ne kadar kötü sözcükler söylemiştir, düşünmeye tahammül edemiyordum.
Mark, Andrei, Valeri... Onlarla geçtiğimiz gün görüşememiştik. Fakat eziyetlerime tüm hızımla devam edecektim.
Carlos evden ayrılırken Gece'yi kızımın yanında, güvende bırakıp Carlos ile aşağıya indim. Asansörden çıkarken, "Onların yerini söyle," dedi bana. Cebinden bir paket sigara çıkardı. "Andrei'yi öldürmek, diğerlerini cezalandırmak istiyorum."
Karina'nın babası olduğu için onlara bir şey yapma hırsı ve arzusunu anlıyordum, bu yüzden nerede olduklarını söyleyip ekledim. "Mark'ı ve korumasını bana bırak, yalnız Andrei'yi öldürmen konusunda anlaşmıştık."
Bu konudaki ısrarımdan bezmiş şekilde güldü. "Tamam güzelim, en katil sensin."
"Mark'ı ben öldürmezsem gözlerim açık ayrılırım bu dünyadan..."
Köşeyi döndüğümüzde aniden bir karartıyla karşılaştık. Bunun Deren olduğunu göğsünün genişliğinden hemen anladım ve başımı kaldırıp ona baktığımda, Carlos'a kilitlendiğini gördüm. Dudakları gergin şekilde birbirine bastırılıydı. Ellerini cebinden çıkarıp, "O benim güzelim," dedi ve sonra yolu gösterdi. "Sana eşlik edeyim."
Carlos, Deren'in müdahalelerinden sıkılmış şekilde yürümeye devam ettiğinde, Deren'de onunla beraber kapıya ilerledi. Sokak kapısından çıkarken arkalarından baktım. Carlos bir adım önden giderken Deren sert sert onu izliyordu. Bir koruması Carlos'un arabasına hemen bindi ve başka bir koruma onun kapısını açınca, Carlos bana, "Hoşça kal," diyerek aracına bindi.
Deren kapısını çarptı ve Carlos'un korumalarının aracı uzaklaşırken, Carlos'un arabası da hareket etti. Deren araba bahçeden ayrılana kadar izleyip sonra ayağını yere vurdu, oflayarak elini saçlarının arasından çıkardı. Yaman merdivende dertli dertli oturuyordu, Deren'in eve nasıl girdiği ise muammaydı, Salvador kapıyı açmış olabilirdi.
Arkasını dönüp de bana yürümeye başlayınca saçlarımı sıcak havada ısınan ensemden çekerek tepemde tuttum. Deren soluğu karşımda alıp, "Sigarasını sen mi teklif ettin?" diye sordu.
Ah, doğru. Sigarası vişneliydi, zamanında Carlos'a ben alıştırmıştım. Güneşte kıstığı gözlerine bakıp, "Hayır, aynı sigarayı kullanıyoruz," dedim.
Kalpten bir rahatsızlık hissettim gözlerinde. "Zıkkım içsin."
"İletirim."
Gözlerine bakıp bugünkü tüm konuşmalarımızı düşünerek arkamı döndüm, kızımın yanına dönmek için üç adım atabildim. Deren arkamdan yaklaşıp kolunu belime doladı, beni çekip göğsüne yasladı. Vücudu şekil alıp etraflıca beni sararken, saçlarımı benimle beraber tepemde tutarak enseme doğru nefes nefes üfledi. Huylanıp uçuşan eteğimin uçlarını bacağıma bastırırken, birbirine değen kolladımızdaki izleri izledim. Deren, ben rahatlayana kadar enseme üfledi ve ardından eğilip dudaklarını bastırdı. "Terledin mi?" diye sordu şefkatli bir sesle.
Beni tutan eline, parmaklarının belimdeki duruşuna bakarken tiz bir nefes aldım. Beni tutuşandaki sertlik, bırakmayı istemeyişi, parmaklarının dizilimi hoşuma gidiyordu. Eli daha aşağıya kayıp elbisemin uçuşan eteğini bu kez kendisi bacağıma bastırırken, "Çok güzel kokuyorsun," dedi.
"Sen soluma," diyerek ellerini üzerimden çekip ittim ve hızla uzaklaştım, basamakları çıkıp eve yürüdüm. Sinirlerim bozuk şekilde kızımın yanına gittim. Teselliyi ve sevgiyi onda bulup arkadaşımla konuşmaya devam ettim. Kızımın rutin bakımlarını yaptım, Gece'ye ailemden bahsettim. Ardından Karina'mı çok kısa süreliğine yalnız bırakmam gerekti, kapısını kilitleyip bir alt kata Gece ile indim. Onu tanıştırmak için babamın kapısını tıklattım. Girdiğimde camın önünde dışarıyı izlediğini gördüm, Salvador abim de içerideydi. Gece'nin eve geldiğinin illa ki farkındaydı ama tanışmamışlardı. Babam ile beraber bize bakarken, "Arkadaşım Türkiye'den geldi," dedim ikisine de. "Adı Gece, sizinle de tanıştırmak istedim."
Salvador abim ileriye çıkıp nezaketen bize yaklaştı. Tanışmak üzere Gece ile el sıkışıp, "Hoş geldin," dedi. "Deren senden bahsetmişti. Salvador ben, Karmen'in abisiyim."
"Senin haberin var mıydı?" diye sordum.
"Benim iznim olmadan evin kapısından kimse giremez," dedi.
Gece abimin elini sıkıp geriye çekilirken, "Memnun oldum," dedi İngilizce. Abilerim bazı durumlarda ortak dil olduğu için İngilizce konuşurdu, az önce de öyle yapmıştı. "Gelişim ani oldu, rahatsızlık vermemişimdir umarım."
"Keyfine bak," diyerek babama döndü abim, onunla, konuştukları bir şeyler olduğunu düşündüğüm şekilde bakıştılar ve sonra yanımızdan geçti. "Hoşça kalın hanımlar."
Abim ayrılınca Gece bu kez babamla tanıştı, onun için üzgün olduğunu gözlerinden okudum. Babam arkadaşıma sempatiyle yaklaştı, hemen sonra ise bana Karina'yı sordu. Kızımın iyi olduğunu babama da söyledim ve hemen özledim Karina'mı, sanki birkaç dakika önce görmemiş gibi.
O günü Gece ile geçirdim. Güvenlikler geldi ve Karina'nın odasına kamera taktılar, telefonuma da onu sürekli izleyebileceğim sistemi ayarladım. Dante ile Noah bir türlü dönmediler ama Enrica geldi, Marianne'yi söylediğim yere bırakmıştı. Deren öğleden sonra gitmişti, belli ki Nil'i özlemişti. Doktor geldiğinde Sara ile yengemi kontrol etti, abim Angel'ın kendisine geldiğini söylemişti. Fakat acıları olduğu için bu geceyi de odasında geçirmek istemişti, abimin söylediğine göre Marianne'nin yaptıklarına inanamıyordu.
Gece yarısı olduğunda arkadaşıma kattaki misafir odalarından birisini hazırladım. Yanındaki çantasından eşyalarını çıkardı, banyo yapıp pijamalarını giyindikten sonra esnemeye başladı. Uyumadan önce Karina'yı tekrar görmeyi istemesine gülümsedim, gözleri kapanana dek orada oturdu ve Karina ile konuşurken uyuyakaldı.
Onu yerine götürdüm ve Karina'mın odasına geçip kızıma bugünlerin favori masalını anlattım. Uyuyan güzeli. Carlos'un bahsettiği doktoru araştırdım, Nobel ödüllü bir profesör olduğunu görünce heyecanlandım. Fakülte de adını duymuşluğum da vardı. Telefonu bırakınca tekrar kızıma döndüm. Elini, yüzünü okşadım. Beslenmesini kontrol edip kıyafetini değiştim, kaliteli pamuk elbisesi içinde, ay ışığının altında uyurken tüm ışığımın kendisi olduğunu fısıldadım. Gözlerimin kenarlarından yaşlar süzülürken küçücük parmaklarından korkarak öptüm. "Sara'nın gururunu, kalbini çok kırdım Karina. Sence nasıl telafi edebilirim? Hemen sana bunu yapanı bulmak istedim, aceleci davrandım. Ne dese haklı ama o hâlâ saygısını koruyor. Her şeye sahibim. Saygınlığa, varlığa, güce, aileme... ama sana sahip değilim ya, hiçbirinin anlamı kalmıyor."
Yüzümü avucuna kapattım, derinden gelen bir hisle ağladım. "Sadece senin yanında bu kadar içten konuşabiliyorum, sadece senin yanında kendim olabiliyorum. Bazen... Deren'in yanında da kendimi bırakıyorum ama sonra... savunmasız hissediyorum. Çünkü canını çok yaktım ve o da benim canımı yakmayı isteyebilir diye düşünüyorum. Belki istemiyor ama öyle düşünüyorum. En başından beri kendimi onu sevmemek için tutmama rağmen bu kadar çok sevdiysem, her şey daha farklı olsaydı nasıl abartırdım onu sevmeyi acaba. Şimdi... hissettiklerimin yarısını bile gösteremiyorum ona."
Kızıma bir erkekten uzun uzun bahsettiğimi fark edince elinden öpüp başımı kaldırdım. "Büyüyüp senin bana bir erkekten bahsetmen gerekirken ben yapıyorum."
Saçlarındaki tokaları çıkardım, şefkatle okşadım. "Acaba büyüyecek misin kalbim Karina'm? Yoksa... seni son gördüğüm halin bu mu olacak? Minik savaşçım, kalp atışım, uyuyan güzelim... uyan güzelim."
Saatler gece ikiyi bulduğunda kafamı Karina'nın yanına koymuş, onun kokusuyla uykuya dalmıştım. Dünyanın en güzel uykusuyla gülümsedim ve gözlerimi tekrar açtığımda kendimi karanlıkta buldum. Aradan zamanın geçtiği, uyuşan sırtımdan belliydi. Yüzümü yastıktan kaldırırken gözüme odadaki gölge çarptı ve elim korkuyla Karina'yı tutarken, "Abi?" diye seslendim.
"Benim bebeğim," diyerek bir adım attı Deren ve yüzü göründü. Cam tarafındaydı, sesimin yüksek çıkmasına şaşırmış gibiydi. "Sizi izliyordum."
"Sen... Ne zaman geldin?" diyerek Karina'ya baktım, üstündeki çarşafı düzelttim.
"Bir saat kadar oldu. Nil'i uyutup geldim." Konuşurken bana yaklaşmıştı.
"Karina'nın odasına izinsiz girme," dedim, uyku sersemliğinden kurtulmaya çalışıp kafamı yukarıya kaldırırken. Uykulu yüzümü izleyen gözleri bir an duraksadı, ağzını bir kez kapatıp açtı. "Ben... rahatsız mı ettim?" diye sordu.
Yanlış düşünmesini istemeyip, "Hayır," dedim hemen. Esneyip ensemi ovaladım, ay ışığındaki yüz hatlarına iç çektim. Nasıl oldu da bu kadar çok oldu bu sevgim? Ona olan sevgim? "Odada benden habersiz birisi olunca tetikleniyorum. İlk tepkim, hissim Karina'ya bir şey olduğu oluyor. Yoksa... her zaman Karina'yı görebilirsin."
Beni anlıyormuş gibi baksa da bir bulanıklık, içe dönüklük de gördüm gözlerinde. Biraz daha yaklaşınca yüzüm kasıklarıyla aynı hizaya kaldı, Deren büyük elleriyle yüzümü kavrayıp baş parmaklarıyla çene hattımı okşadı. "Sonunda baş başa kalabildik," diye fısıldadı.
Yüzümü biraz daha yaklaştırdım ve dudaklarım kemerinin metaline dokunurken, kollarım onun beline dolandı. Deren'in nefes alışverişi ağırlaştı. "Sen benim kızımı insandan saymıyor musun?" diye tehlikeli bir sesle sordum.
Kemeri üzerinde hareket eden dudaklarımı izlerken bir elini saçlarıma kaydırdı, hırsla çekti. "Hayır, o bir meleğe benziyor."
"Ya ben? Meleğe benzemiyor muyum?" Oldukça masumum bence.
"Sen çok zeki bir kadınsın, meleksen de iyi huylu olanından değilsin." Her konuştuğunda dudaklarını izliyordum, kalbime temas ediyor gibi hissettiriyordu dudakları. "Ama fark etmez sevgilim, benim zaten bir meleğim var. Ben bir melek değil, bir kadın istiyorum. Seni. Ağzı kirli, cesur, diz çöktüren İtalyan kadınımı."
Dudaklarımı kemerine sürttüm. "Diz çöktüren?" dedim hoşuma gittiği için. Dudaklarımı takip ederken büyüyen sertliği boynuma yaslanıyordu.
Elini saçlarıma koydu, diplerinden çekti. "Yalnızca yatakta, bacaklarının arasında."
"Ne zaman?" Dudaklarımı kemerinden aşağıya doğru sürükledim.
"Nerede ne zaman istersen."
Ona karşılık vermek için sabırsızlanırken kapının açıldığını duydum ve kollarım Deren'in belinden çözülürken Salvador abim kafasını ileriye uzattı. Yüzümdeki etkilenmiş ifadeyi hemen toparladım. Yakınlığımızı görmüş olsa da pozisyonumuzu göremezdi kısık ışıktan dolayı, "Ben size gece toplantısı yok dememiş miydim?" diye sordu.
Deren genzini temizleyerek kemerini düzeltti. "Henüz toplantıya başlamamıştık."
Yumruk yediğini unutmuş olmalıydı.
Salvador abim ona dünya üzerindeki en öfkeli bakışlardan birisini atınca hemen koltuktan kalktım. Birisinin o an kendisine saygı duyması lazımdı. O ben oldum ve abime yaklaştım. "Yengeme bir şey mi oldu abiciğim?"
"Hayır, karıma iyi bakıyorum." Kolumdan tutup beni nazikçe odadan çıkardı. "Noah ile Dante geliyor."
Ah. Salvador Noah'a, Orlando'yu öldürmeden eve gelmemesini söylemişti. Döndüklerine göre... Aslında Orlando'yu ben ve Salvador'da öldürmek isterdik ama bu Noah için kişiselleşmiş bir meseleydi.
Aşağıya inip kapıyı açınca abilerimin araçtan çıktıklarını gördüm. Üç araç girmişti araziye. Dante ile Noah buraya yürürken doğrudan bize bakıyorlardı. İkisi de bitkin, mutsuz görünüyordu. Salvador abim birkaç basamak inip tam karşılarında durdu. "Öldürdünüz mü onu?"
Noah, onun gözlerinin içine baktı. "Öldürdüm."
Salvador'un rahatlayan omuzlarını görürken ben de derin bir nefes verdim. Bu ana şahitlik etmek isterdim ama geceyi kızımla geçirmek gibisi yoktu. Omuzlarımda bir ağırlık hissettim ve irkilerek Deren'e baktım. Ceketini üstüme bırakmıştı. "Uykudan uyandın, üşürsün."
Ceketi tutup bir daha abilerime baktım. Salvador Noah'ın ensesini kavrayıp takdir edercesine başını salladı. "Neredeydi? Marianne'nin kardeşini de buldunuz mu?"
"Bulduk," diyerek dahil oldu Dante. Elleri kumaş pantolonunun cebindeydi. "Araçta, buraya getirdik. Orlando... Roma'daydı. Bulduğumuzda kız evdeydi, eziyet gördüğü belli."
"Marianne'nin ailesi kızın peşine düşmemiş mi?"
"Sanmam abi, iş için Marianne'yi su aygırısına satan kendileri zaten."
Salvador abim bu meseleden sıkılmış gibi oflayıp yeniden Noah'a baktı. Onun gözleri yerdeydi, elindeki silahı izliyordu. Salvador onun omuzlarını sıkıp okşayarak, "Kardeşini götürüp Marianne'ye ver," dedi. "İkisi de ayrılacak buradan. Ailelerinden de uzak durmaları iyi olur."
"Marianne'nin hak ettiği gerçekten bu mu?" dedi Noah, kafasını aşağıdan kaldırmadan.
"Hayır, ölmek," dedim abim ve ellerini ondan çekip arkasına, bana döndü. "Dante ve Noah ile git. Kızların son ihtiyaçlarını gör. Sonra helikoptere bırakın, o nereye götüreceğini biliyor."
Başka bir şey demeden eve yürüdüğünde Noah başını kaldırıp onun arkasında öfkeli bir çaresizlikle baktı. Silahını beline yerleştirip tekrar araca yöneldiğinde, Karina'yı hiç bırakmak istemediğim için ofladım. Fakat Marianne'yi de son kez görmek istiyordum, çünkü ne olursa olsun kızımın fişini çeken oydu.
Başımı arkama çevirip Deren'e baktım. "Ben dönene kadar Karina ile kalır mısın?"
Rüzgâr üzerindeki beyaz gömleği uçuştururken huzursuzca iç çekti. "Hayat gerçekten zor."
Bak sen.
"Kızıma birkaç saat bakmak mı zor?" Kırıcıydı.
"Hayır tabii ki." Kollarımı ceketin üzerinden ısıtmaya çalıştı. "Aynı anda hem senin, hem Nil'in hem de Karina'nın yanında olmayı istemek ama yapamamak zor."
"Nil'i buraya getirebilirsin," dedim hemen, kendimi de heyecanlandırarak. "Burada vakit geçirir, arazide park, havuz var. Yüzer, eğlenir..."
Geri adım attı. "Getireyim de aşkım aşkım diyerek abilerinin peşinden koşsun değil mi... Kahrımdan ölürüm."
Doğru, bunu ben unutmuştum ama Deren unutmazdı. Ceketini suratına atarak yanından geçtim ve hızla asansöre bindim, odama gittim. Deren gölgemmiş gibi beni takip edip izlerken üzerime bir ceket aldım, çantamı hazırlayıp omzuma astım. Deren odamdaki koşuşturmacamı izlerken parfümlerime, makyaj masama bıraktığım saatlerime bakıyordu.
"Böyle sürekli beni takip mi edeceksin? Mesela beraber tuvalete mi gideceğiz?" diye sordum ona.
"Sakınca görmüyorum."
"Karina'nın yanına git," dedim bu kez, saçlarımı düzeltirken.
"Ben senin ateşli gölgenim, ateşimle hem yolunu aydınlatırım hem de seni korurum."
"Bu dizeleri öğrendiğin kitabı bana da getir lütfen," diyerek yanına ilerledim.
O konudan bağımsız şekilde, "Hiç yüzüğün yok neredeyse," dedi, hâlâ takılarıma bakıyordu.
"Yüzükten pek hoşlanmam," diyerek yanına ulaştım, kolundan tutarak sürükledim. Bir elime, bir ceket yakasına bakıp homurdanarak peşimden geldi. Karina'nın odasına geldiğimizde bebeğimin yanına koştum, bir küçük veda öpücüğü aldım. "Hemen geleceğim aşkım. Deren seninle olacak, hiç bırakmaz. Keşke... Gelirken getirmemi istediğin bir şey var mı diye sorabilsem. Belki... başka zaman." Sıcak, canlı teninden öpüp çekildim.
"Bana emanet," dedi Deren.
"Sana ikiye geliyor, üç gibi dönerim," dedim.
Ellerini omuzlarıma koydu, kaydırarak göğüslerimin üzerinden geçti. Huzursuzlandı hemen. "Çelik yeleğin yok."
"Çatışmaya gitmiyorum ki," dedim.
"Olsun," dedi. "Giy lütfen, öyle git. Koruman da yanında değil zaten."
"Tek korumam sen değilsin, bizle beraber her yere gelen onlarca adam var." Gıcık olacağını bilerek söylemiştim.
"Hiçbirisi bir ben etmez. Onlar seni yalnızca korur, ben sana siper olurum."
Onu yumuşakça itip yanından geçtim fakat çok ilerleyemedim, hemen elimden tutup gözlerimin içine baktı. Kara bakışlarını bir kaygı esir almıştı. "Lütfen," diye rica etti. "N'olur nolmaz, giy sen."
"Peki, yakışıklı korumam."
"Yakışıklı olmamın şu an konuyla alakası yoktu ama sanırım bana hayransın..."
Deren'i Karina ile bırakıp odama geçtim, elbisemi çıkarıp çelik yelek giymişken de üstümü değiştim. Yüksek bel siyah pantolonumla geniş askılı bluzumu geçirdim. Uzun deri ceketim ve çantamla çıkıp aşağıya indim. Arabalar çalışıyor, abilerim beni bekliyordu. Kapısı açık olan arabaya binip koltuğa yerleştim, kalbimi ve ruhumu bir odada bırakıp seyahate başladım.
Noah'ın ağzını bıçak açmıyordu, karşımda sus pus oturuyordu. Dante'de onun sessizliğinden endişeli şekilde bana bakıyordu. Bu endişeyi onunla paylaşıp karanlık yolları izledim. Telefonumu çıkarıp Karina'nın odasına kurduğumuz kamera görüntülerini açtım. Deren koltukta oturuyordu, Karina ise elbette yataktaydı. Deren'in ona bir şeyler anlattığını duydum, kulaklığı takıp dinlemeye başladım. Benden bahsettiğini anlayınca da dudaklarım kıvrıldı. Yorgun bir sesle işte öyle diyordu küçücük kızıma. Ben anneni bir gör iki gör derken baktım heyecanlanmaya, yanında terlemeye başlıyorum. Kalbim hızlanıyor, tuhaf oluyorum. Tabi o sıralar ölmekten beterdi halim... ben de herhalde ölüyorum sandım ama aynı zamanda aşık da oluyormuşum... Annene aşık oluyormuşum.
Kalbim, Deren sanki bunları bana söylüyormuş gibi hızlandı. Konuşmaya devam etmesini bekledim ama yapmadı. Tavana doğru bakıp oflarken kollarını göğsünde kavuşturdu. Neler düşündüğünü merak ederken bu anı ekran görüntüsü aldım. Kızımla sevdiğim adamın bir arada ilk fotoğrafıydı.
Marianne'nin olduğu yere geldiğimizde kapıdan ilk çıkan Noah oldu. Dante ile yan yana arkasından gittik. Marianne, büyük arazideki depodaydı ve deponun önünde iki tane koruma vardı. Helikopter sesi geliyordu, Salvador abim bu konuma yollamış olmalıydı. Noah korumalara bakarak, "Kapıyı açın," dedi ve kapılar açıldığında Marianne göründü.
İçerisi soğuk ve karanlıktı. Marianne dizlerini kendisine çekmiş, yerde oturuyordu. Kapı sesini duyunca başını kaldırıp doğrudan Noah'a baktı. Dante flash ışığını açınca kızın yüzünü görebildim. Saçları koyu görünüyordu, gözleri şişmişti. Ellerini yere yaslayıp kalkarken, "Noah," dedi, yalnızca onu görüyormuş gibi. Önce bir adım attı, sonra koştu ve soluk soluğa yaklaşıp kendini abimin kollarına attı. Yumruklarıyla ceketini sıktı. Noah sessiz ve kıpırtısızdı. "Dakikalardır helikopterin sesini duyuyorum. Gideceğim değil mi? Göndereceksiniz beni?"
Marianne'ye ne kadar kızgın ve kırgın hissettiğimi kenara bırakıp Noah'ı düşündüm. Canı yanıyordu, saklayamıyordu. Bir çıkış aradığına emindim ama bulamıyordu. Dante, Noah'ın ne kadar sıkışmış olduğunu bildiği için araya girip, "Kardeşini getirdik," dedi ve sol taraftaki korumaya döndü. "Araçtan getirin kızı."
Marianne yüzünü Noah'ın göğsünden kaldırdı, inanamayarak ona baktıktan sonra dışarıya çıktı. Hızla yanımızdan geçtiğinde araçtan çıkarılan kıza doğru baktım. Marianne'ye çok benzeyen, küçük bir kızdı. Üzerinde kendisine ait olmayan ceket vardı, korumalardan birisinin olabilirdi. Ürkerek onu tutan korumaya baktıktan sonra karşısına döndü ve Marianne'yi görünce çığlık attı. "Abla!"
"Diana..." Marianne onu sağ bulduğuna inanamaz şekilde kardeşine koştuğunda, abilerimle beraber onları izledim. Kız kardeşiyle sarıldığında yüzünden korkuları okunuyordu. Diana ablasını sıkıca tutup tek güvendiği oymuş gibi sığınırken, Marianne hızla onun yüzünü, vücudunu izledi. "N'aptı sana? Yüzün... yaralanmış duruyor. Canını yaktı değil mi? Çok üzgünüm bebeğim, elimden geleni yapmaya çalıştım ama..."
"Saldırdı bana, saldırdı..." Diana ablasını daha sıkı tutunca, Marianne hıçkırarak onu göğsüne bastırdı. Kız kardeşi gerçekten çocuk yaştaydı, su aygırının onu ne kadar yaraladığını tahmin edebiliyordum. Yüz buruşturup küfrettim ve Dante ile yüz yüze geldiğimizde, onun da ne kadar öfkeli olduğunu gördüm. "Ama öldü... Noah onu öldürdü."
Marianne Orlando'nun ölüm haberini alınca hareketsiz kaldı, sonra omzunun üstünden bizlere baktı. Noah onlara en yakın duran kişiydi. Omuzları titriyor, dolu gözleriyle onları izliyordu. Marianne'nin gözlerindeki acıya bir minnet duygusu eşlik etti. "Öldü mü gerçekten?"
"Evet," dedi Noah. Sesi çok çok doluydu.
"Aman Tanrı'm." Marianne kardeşini tutarken yalvaran gözlerle Noah'a baktı. "Ondan kurtulduk ama lütfen... benden kurtulmayı isteme."
Noah'ın göğsü hiddetle inip kalkarken yerimden hareket edip kızlara yürüdüm. Marianne, sanki zarar vermemden endişe ediyormuş gibi kardeşini benden korurken, yandaki korumaya, "Araçtaki ilk yardım çantasını getir," dedim.
Koruma uzaklaşırken Marianne'nin kardeşine eğildim, o ürkerek ablasına sığınırken parmak uçlarımla yüzündeki yaralara dokundum. O yetişkin değildi, yalnız on beş yaşındaydı. Bir kız çocuğuydu. Ben bir kız annesiydim.
"Orlando... sana dokundu mu?"
Ablası gibi sarı olan saçları rüzgârda yüzünü kapattı. "Saldırdı ama... yapmadı bir şey, yalnızca vurdu."
Kalbimdeki el çekilince rahatlayıp parmaklarımı yüzünden çektim. O sırada korumanın getirdiği çantadan bir merhem aldım, yüzündeki taze yaralara sürdüm. Bazı yaraların tarihi geçmişti. Marianne'de Diana'ya endişeyle bakarken, ilk yardım çantasını korumadan alıp ona verdim. "İçinde birçok şey var. Merhemi sık sık sürün, yaralar kuru kalmasın."
"Teşekkür ederim," dedi Marianne ve elimi tutmaya çalıştı ama çektim.
Geriye çekilip uzaklaştım ve Dante'nin helikoptere baktığını gördüm. Noah'ta ilerideki helikopter sesini dinleyip Marianne ile Diana'ya yaklaştı. Rüzgâr ıslık çalar gibi ses çıkarırken, Noah Marianne'nin yüzüne derin derin baktı. "Helikopter hazır."
Marianne panikleyip helikoptere baktıktan sonra Noah'ın yüzüne döndü. Gözyaşı kızarık yanağından kaydı. "Beni terk ediyorsun."
"Beni sen terk ettin," dedi Noah, sesinde yıkım vardı. "Bana güvenmeyerek, tüm bunlara sebep olarak."
Marianne'nin saçları rüzgârda bir tur savruldu ve dolu gözlerinden sayısız yaş düşerken başını salladı. "Korkumu, mecburiyetimi, nasıl hissettiğimi anladım. Özrümü, affımı diledim... Sevdiğin kadının bunları hissetmesi hiçbir şeyi değiştirmiyor mu?"
"Güvenmedin," diye tekrar etti abim, gözlerini Marianne'den ayıramadan. "Kardeşimi kurtarabileceğine inanmadın."
Marianne, "Korkmuştum!" Dedi yeniden. Hâlâ kardeşini tutuyordu.
"Ama beni kaybetmekten korkmadın! Gerçekler ortaya çıktığında neler olacağını biliyordun!"
"Sen..." Marianne yanağını silip sırasıyla üçümüze de baktı. "Siz böyle bir babanız, aileniz varken beni anlayamazsınız zaten. Keşke hiçbir tehditten korkmadığım bir ailenin içinde olsaydım... Ama görüyorum ki artık mümkün değil."
Kız kardeşini olduğu yerde bırakıp kıpırtısız duran abime ilerledi. Karşısında durduğunda parmaklarını kulaklarına götürdü, bir çift küpeyi çıkarıp abime doğru uzattı. Gecenin içinde parlayan takılara baktım, onların... anneme ait olduğunu hatırlıyordum, ona mı hediye etmişti? Marianne parmak uçlarında yükseldi ve abimi her iki yanağından öperken hıçkırdı. "Keşke tehditlere boyun eğmeyen, güçlü bir kadın olsaydım. Çok üzgünüm, hoşça kal."
İncecik bedeni abimden geriledi, Noah'ın yumrukları iki yanında titrerken Diana'ya ilerledi. Onun elinden tutup helikoptere yürüdüğünde, soğuk havayı burnumdan içeriye çekip beni kendime getirmesini diledim. Birkaç koruma onlarla birlikte helikoptere bindi ve etrafta uçuşan toz gözlerimi acıttı. Hostes helikopterin kapılarını kapattığında, yutkunarak Noah'a döndüm. Dante onun kolunu tutmuş, üzgünce bakıyordu. Noah karanlıkta buğulanan, ıslak gözleriyle helikopterin pervanelerini izliyordu.
Dante, "Kalbinin sesini dinle," dedi ona.
Normalde böyle söylemezdi ama ona bir şey olmuş gibiydi.
Noah sol omzunun üzerinden ona baktı ve helikopter havalanırken, çenesi seğirdi. Gözlerini sımsıkı yumup elinin tersiyle yanağını sertçe silerken, Dante oflayarak bana döndü. Umutsuz bir bakışla iç çekerken, onlara doğru yürüdüm. Noah, helikopterin kalktığını anladığında oraya döndü ve yerden yükselen aracı izlerken, gözlerinde çaresiz panik oluştu. Omuzlarımı düşürdüm, abimi o helikoptere doğru itmek istedim fakat Marianne o kadar fazla hassasiyetimize dokunmuştu ki... ortadaki durum çok kırılgandı.
"Dante," dedi Noah, ellerini yüzüne kapatıp hıçkırırken.
"Bitmiş değil kardeşim," diyerek Noah'ı kendisine çekti abim, kafasını kendi göğsüne yasladı.
Noah, yüzü avuçlarının içindeyken abime dayandı ve omuzları acı çeken bedeninin altında titredi. Korumalar kaçamak şekilde bu tarafa bakıp önlerine dönerken, helikopterin sesi abimin boğazından çıkan çatallı sesleri bastırdı. Elimi sızlayan dudaklarıma, sonra da acıyan kalbime götürüp yanlarına gittim. Dante'nin elleri onun ensesini, saçlarını okşarken Noah'ın gözleri gökyüzüne doğru çıktı. Ben elimi onun sırtına koyarken, gökyüzünde küçülmeye başlayan helikopteri izleyerek, "Gitmesini istemiyorum," diye fısıldadı.
"Belki de gitmesi gerekir kardeşim. Hayatında ilk kez tehdit edilmediği, özgür olduğu bir hayatı olur ve dilediği gibi... güçlü bir kadına dönüşür."
"Ama ben onu şimdiden özlüyorum."
Noah gözlerini ayıramadan helikopterin kayboluşunu izlerken, kollarımı beline sararak ona arkadan sarıldım. Ellerim karnında birleşip kalbine yaklaşınca adeta acısını hissettim. Güçlü bedenini daha az sarsılsın diye tutup sırtından öptüm. Ve merak ettim; o gece Türkiye'den bu helikopterle ayrılırken Deren'de abim kadar çaresiz hissediyor muydu?
🎠
Birini sevmenin en sakıncalı yanı, terk edileceğin bir günün olması mıdır?
Abimin sessizliği gecenin karanlığını daha da ağırlaştırmıştı. Geçen her dakikada kalbimdeki his tamamen ışıksız kalmıştı. Saatler üçe gelirken arabadan abilerimle inip eve yürüdüm. İçeriye girdiğimizde salonda aydınlıktı. O aydınlığa ilerlediğimizde Salvador'un bizi beklediğini gördüm. Altında bir pijama vardı, üstü çıplaktı. Koltukta oturmuş, camdan dışarıyı izliyordu. Kadehini dudaklarıyla buluşturmadan önce dönüp bize baktı. Noah'ın gözlerini ele aldı. "Gitti mi?"
Gittiğini Noah söyleyemedi. Dante, "Evet," dedi. "Kardeşiyle birlikte gitti."
"Nereye?" diye sordu Noah, çatallı ve boğuk bir sesle. "Nereye gittiler Salvador?"
Salvador abim sanırım eve döndüğümüz için artık burada olmamaya karar verdi. Doğrulup salon çıkışına ilerledi. "Bilmemen senin için daha iyi."
Kadehiyle beraber odadan ayrıldığında Noah onun arkasından, gözleri seğirerek baktı ve yavaşça içecek dolabına ilerledi. Kendisine konyak koyarken titreyen ellerini izledim. Çok kısa sürdü ve bardağı da konyak şişesini de fırlatıp ellerini masaya çarptı, bağırarak küfretti. Parçalanan camlara bakıp omuzlarımı düşürürken, Dante hızla Noah'ın yanına ilerleyip, "Sen yukarıya çık Karmen," dedi.
Zaten aklım, kalbim kızımda olduğu için reddetmedim. Noah için hissettiğim üzüntüyle asansöre binip yukarıya çıktım. Doğrudan Karina'nın odasına yönelip kapıyı yavaşça açınca Deren'i göremeden içeriye yürüdüm. Karina yataktaydı ama o yoktu? Gitti mi diye düşünürken aniden belime sarılan kollarla çığlık atıp ellerimi savurdum ve çantam düşerken, Deren beni kendisine çevirip yanağımdan sertçe öptü. "Kızın burada olmasına rağmen, geleceğini bilmeme rağmen gelmeyecekmişsin gibi korktum."
Bana böyle sarıldığı, bir anda çekip çevirdiği için yüzümü boynuna yaslı bulmuştum. Her gün duş aldığına emindim, tertemiz sabun kokuyordu. Omzunun üstünden Karina'ma bakarken, "Sadece Karina burada olduğu için değil, sen de beni beklediğin için gelmeye sabırsızlandım," diye itiraf ettim.
Dudaklarını yanağımda sabırsız, istekli, özlemiş gibi dolaştırıp sert bir nefesle birlikte uzaklaştı. Fakat hâlâ beni tutuyordu. Beni böyle sıkıca tuttuğunda birbirimizi en sıkı tuttuğumuz anları düşünüyordum. Yangına girmemek için birbirimizi tuttuğumuz anları... "Karina'ya çok iyi baktım. Ara ara terledi, koyduğun mendillerle yüzünü sildim."
Kara gözlerine bakıyorken kalbimin atışındaki artışı hissettim. Kalbimi böyle attıran birisi, onu böyle de durdurabilirdi. "Teşekkür ederim. Ee, neler konuştunuz?"
Omzunu silkti. "Ne konuşabiliriz ki? Öyle... onu izledim sadece."
"Hımm," dedim gülümseyip. Konuştuklarını duymuştum.
Yanaklarıma doğru bir şeyi arıyormuş gibi gözlerini kısıp baktı. Sonra parmakları gülümsememin üzerinden geçerken, "Neler oldu?" diye sordu kısık sesle. "Marianne'ye ne yaptınız?"
Gülümsememi kaybedip, "Gitti," dedim. "Nereye gittiğini sadece Salvador biliyor."
Hâlâ beni üzerinde yaslı tutuyordu, ayaklarım yere değmiyordu. Ayakları yere basmasını seven bir kadın olsam da onun beni böyle tutmasını seviyordum. "Noah," dedi huzursuzca. "Nasıl? Benimki de soru, kötüdür herhalde."
"Çok üzgün," dedim. "Noah'ın iyi olmasını mı istersin ki?"
"Hiç de değil," diyerek bakışlarını çekti.
Esneyerek güldüğümde Deren dudaklarını yüzüme alçalttı. Soğukta yeterince üşümüş dudaklarıma yaklaştığında kalbim ters bir taklayla göğsümü acıttı. Gözlerimin içine bakarak dudaklarını sıkıca alt dudağıma bastırınca kollarındaki parmaklarım titredi. Onun direnip gözlerini hiç kapatmaması karşısında benim gözlerin örtülmüştü. Bir dünya duygu dudaklarından dudaklarıma sızarken, Deren boğazdan gelen bir inleme sesi çıkararak alnını alnıma koydu. "Bedenimi bile terk edebilirim ama dudaklarını asla."
"Bedeninden çıkarsan ruhunla öpersin artık beni." Alt dudağını ısırıp çektim.
Öpmeyi bitirip dudaklarını dudaklarımın üstünde tuttu. Sıcaklığını, titreyişini, heyecanlı dengesiz nefes alışverişini hissederek ellerimi göğsünde gezdirdiğimde Deren inleyerek uzaklaştı. Duvar saatine bakarken genzini temizledi. "Kızımın yanına döneyim."
"Uyumuştur tırtılım."
Dudağını kıvırdı. "Uyanmadan gideyim, kızımla uyuyayım."
Yanağıma dokunup odadan çıkmak için uzaklaştı. Çıkmadan önce iki kez dönüp kızım ile bana bakmıştı. O gittiğinde ellerini hâlâ üzerimde hissederek kızıma döndüm. Karina'ma gülümseyip ceketimi kenara bıraktım, koltuğa oturup sırasıyla her şeyini kontrol ettim. "Duydun mu Deren'i? Hiçbir şey konuşmadık diyor. Sanki bana olan aşkını anlatmadı. Pek utanması yok ama bunu duyduğumu söylesem yüzünü önüne eğer, bakışlarını kaçırır. Mahcup oluyor, bundan utanıyor galiba... Bence seni seviyorum demeye pek alışkın değil, Deren'in jargonu biraz farklı bebeğim."
Kızımın yanından ayrılamadım. Arazide çalışan araba sesini duyunca Deren'in gittiğini düşündüm. Yer rahatsız edici olsa da umursamadan başımı Karina'nın yanına koydum, elimi de elinin içine. Bir kıpırtı bekleyerek uykuya daldım ve kesintisiz uyudum, ta ki sesler duyana kadar. Gözlerimi açarken bir anlığına elimi tutan el kıpırdamış gibi hissettim ama sonra bunun hızlı hareketimden dolayı olduğunu anlamıştım. Kendimi doğrulturken seslere kulak verip duvardaki saate baktım. Beşi biraz geçiyordu, gökyüzü ağarmış ama henüz aydınlanmamıştı.
Gürültünün kaynağına doğru ilerlemek üzere odadan çıkarken Karina'nın kapısını kilitledim.
Seslerin aşağıdan geldiğini anlamak zor olmamıştı. Ev çok sessiz olduğundan duyuluyordu. Asansörden çıkarken ağrıyan ensemi ovuşturdum ve gürültünün salondan geldiğini duyup oraya yaklaştım.
"N'oluyor bu saatte?" diyerek içeriye doğru baktım.
Gördüklerimi akıl süzgecinden geçirmesi pek kolay olmadı. Dante salondaki koltukta oturmuş, bıkkın bir hayretle karşısına bakıyordu. Gördüklerimden sonra açıkçası ben de hayrete düştüm, ağzımı kapatamadan Noah ile Deren'e baktım. Ayakta, birbirlerine gülüyorlardı ve yerdeki, sehpadaki boş şişelere bakılırsa... çok içmiş görünüyorlardı. Deren'in gittiğini sanıyordum, Noah'a eşlik etmişti demek.
"Hadi, bir daha takla atıp göster bana," dedi Noah, Deren'i yere itmeye çalışarak. Takla mı? Deren takla mı atmıştı? Hangi gürültüye uyandığım belli olmuştu.
"Hayır, bir daha olmaz," dedi Deren, o Noah'ı dizleri üzerine oturtarak. "Mafya adamsın, sen nasıl takla atmayı bilmezsin?"
Noah elleri ve dizleri üzerinde pozisyon alıp, "Yapamıyorum işte," diye sızlandı. "Zaten bu yüzden çatışmalarda sık sık yaralanıyorum, abimler takla atarak kaçarken ben zıplıyordum..."
"Kıyamam," diyerek kolunu onun omzuna attı Deren ve yanağından öptü.
Ha?
Aldatılıyorum...
Elimi şaşkın ağzımdan çekerek içeriye girince Deren ve abilerim aynı anda bana döndü. Noah'ın bakışları baygındı, yanakları kızarık ve saçları dağınıktı. Deren'in gözleri beni gördüğünde parladı, bakışları Noah gibi baygındı. Doğrulup Noah'ı itti ve abim koltuğa düşerken, Deren bana doğru ilerledi. O an etrafında farkında olduğu, görebildiği yalnızca benmişim gibiydi. "Görüyor musunuz hayatımın kadınını..."
"Lan Deren öldüreceğim seni!" diye bağırarak yerinden fırladı Dante. Zaten sarhoş olan Deren'i kolaylıkla geriye itti ve Deren koltuğa, Noah'ın yanına düşünce inledi. Dante'ye kızmış gibi bakarak tekrar kalktı ve bana yürürken, "Abine bir şey söyler misin?" diye şikâyet etti.
Ne söylediğinin ve yaptığının çok da farkında değildi. Aralıksız iki saat içtiklerine göre bayağı kafası gitmiş olmalıydı. Noah, Deren'in Dante'yi itip geçmesine gülüp, "Çok tatlı," dediğinde, Dante dehşetle ona baktı. "Noah, kendine gel artık! Sabahtandır saçmalıyorsunuz, üstünüzü soyunmuşsunuz, birbirinizi öpüyorsunuz, sarılıyorsunuz..."
Gerçekten aldatılıyorum...
"Bir susun!" Deren bağırınca Noah ile Dante ona döndü. "Karmen'e bir şey diyeceğim!"
Salona ilerledim, onu ve yapacaklarını, söyleyeceklerini durdurmak için ağzımı açmıştım ki Deren bir anda dizlerinin üzerinde önüme çöktü. Noah'ın gözleri yarı yarıya kapanıp Marianne'yi sayıklarken, Deren kollarını karnıma sararak adeta benimle bütünleşti. Şaşkın, o yaklaştığı için heyecanlı bir nefes alırken, Dante etrafına bakınarak bir şeyler aradı. Tahminen silahını.
"N'apıyorsun?" diye fısıldadım Deren'e ve tam eğilip onu kaldırmayı deniyordum ki, çenesini karnıma yaslayıp gözlerini yukarıya kaldırdı. "Bir şey söyleyeceğim sana."
"Silahımı bulamıyorum," diyerek bağırdı Dante.
"Marianne..."
Bu ev tımarhane.
"Karmen," diye fısıldadı Deren, hiçbir şeyin farkında olmayarak. Yanakları kızarıktı, gömleğinin tüm düğmeleri ise çözülmüştü. Bakışları baygın olsa da kapkara gözlerinin derinliğinde çok muhtaç, dopdolu bir bakış vardı. Bir elim istemsizce onun saçlarına ulaşırken, Deren kalbimin yerini bir daha buldu. "Sevgilim, n'olursun karım ol."
Ah, ruhum...
Parmaklarım, saçlarının arasında titredi ve Deren'in sözcükleri yaşamla yer değiştirdi. Kelimeler bir zincirmiş gibi beni hayatta tutarken, "Delirmişsin aşkım," diye fısıldadım.
Deren'in gözleri hafifçe örtüldü. Sesli nefes alıyor, farkında olmadan konuşuyordu. Yüzünü karnıma yaslayarak boğuk şekilde, "Sensiz nefes alamıyorum," diye fısıldadı. Ağzını kapatıp nefesini tuttu.
Bu yaptıklarına kalpten gülümserken ona doğru alçaldım. Söyledikleri o farkında olmasa da benim bu gecemi uykusuz kılmıştı. Tam Derenle göz hizasına gelip kaldırmak için dirseklerinden tutuyordum ki, Türkçe konuştuğumuz için hiçbir şey anlamayan Dante bir anda Deren'e tekmeyi atıp onu yere düşürdü. Sinirli bir çığlık attım ve Deren sırtüstü parkeye düşüp gözlerini kapatırken, abime öfkeyle baktım. "Niye vuruyorsun? Sarhoş! Ne yaptığının, dediğinin farkında değil!"
"Bırak, bayılsınlar! Salvador kalkıp görsün, ikisini de öldürsün..." bir koltukta sızan Noah'a, bir de yerde sızan Deren'e bakıp yüz buruşturdu.
Deren Karmen, diye sayıklayıp gözlerini açtı. Tavana bakarak tekrar kapattı.
"Yaman'ı arayacağım, gelip Deren'i alır," dedim, merhametle Deren'e bakıp. "Sen de Noah'ı odasına taşı."
"Neyle uğraşıyorum, neyle..." söylene söylene Noah'a ilerledi, geniş vücudunu kaldırıp omzuna doğru yasladı. Onlar asansöre giderken, ben dizlerim üstünde oturup Deren'i izledim. Elimin tersini gülümseyen dudaklarıma yaslayıp omuzlarından tuttum, kafasını kaldırıp kucağıma koydum. Sarsıldığı için gözleri açıldı ve beni görüp kapanmadan önce gülümsedi, yanağını dizime sürttü. "Nil yukarıda mı? Çağırsana gelsin."
"Ooo," dedim onu kaldırmak için kendim de doğrulurken. "Senin kafa bayağı uçmuş."
Ayaklarımı yere sağlam basıp Deren'i omuzlarından tuttum, kaldırmaya çalıştım ama çok zordu. Ağırlaşmıştı, hiç yardımcı olmuyordu. Dudaklarına bakıp söylediklerini düşünürken, "Deren," diye seslendim. "Bana yardımcı ol, koltuğa geç."
İnleyerek ellerini yere yasladı, doğruldu. Ayağa kalktığında kolundan tutarak koltuğa kadar götürdüm, bırakıp sırtına doğru baktım. Abim sert vurmuştu ama bence hâlâ abimin ona vurduğunun farkında değildi. Kafasını arkaya koyup kapalı gözlerine baktım ve biraz geriye çekilirken yanağını okşadım. "Karım ol diyor, aptal..." gülümsedim.
Benden duydu ve gözlerini açıp, "Karım," diye fısıldadıktan sonra tekrar kapandı gözleri.
Eğilip gözlerinden öptüm ve geri çekilmeden pantolon cebine uzandım. Parmaklarım cebinde dolaşıp telefonunu buldu. Ekranı, yüzüne tutarak açtığımda Nil'in fotoğrafıyla karşılaştım.
Tırtılımın güzelliğine hayranlıkla bakarken aklım dağıldı. Deren'in telefonunu açtığında onu görmeyi istemesi hiç tuhaf değildi, dünya güzeli bir bebekti. Rehberine girmek durumunda kaldım ve Yaman'ın adını aradım. Fakat ismiyle bulamadım, ancak birkaç dakikadan sonra lüzumsuz, diyerek kaydedilen numaranın ona ait olduğunu görüp aramayı başlattım.
Yaman uykusundan uyanıp bir müddet söylendikten sonra geleceğini ileterek aramayı kapattı. Abim sabah Deren'i bu halde görürse işler tatsızlaşırdı, zaten Marianne konusunda çok hassastı. Telefonunu cebine koymadan önce kamerasını açtım, gülerek kamerayı yukarıya kaldırdım, güzel bir açı yakalayıp poz verdim. Ardından saçmalığıma gülüp telefonu cebine bıraktım.
Eğilmişken sevdiğim adamın saçlarından, kafasındaki yaradan öpüp doğruldum. Mutfağa gidip ayılması için kahve yaptım, geri döndüğümde yanına oturup ona içirmeye çalıştım. Hem sızmış hem uykuluydu. Nil ve benim adımı aralıklı şekilde sayıklıyordu. Birkaç yudum zehir gibi kahve içip omzuma düştü, kapı çalana kadar başı omzumda kaldı.
Kollarımı ona sarıp avucumu koydum göğsüne. "Kabul, sen benim ateşli gölgem ol, ben de senin... yaban mersinli kurabiyen?"
Çenesinden yukarıya baktım ve buna tepki vermediğinde gerçekten kendinde olmadığını anladım. "Şaka yaptım tabi, sakın böyle söyleme bana." Avuç içimi göğsünde kaydırdım, karnından aşağı indirip kemerine, kasığına, kırışmış pantolon beline dokundum. "Sen benim ateşli gölgem, kıyafetsiz sevgimsin. Öpeyim mi?" Dudaklarımı uzatıp pürüzsüz çenesinden öptüm. Çok seviyordum onu, kendimden çok. Kendimi zaten pek sevmiyorum, bu yüzden çok kolaydı zaten onu kendimden çok sevmek. Her şeyden çok sevmek.
Derenle paylaştığımız sessizliği her zaman için konuşmaktan daha çok sevmiştim. Çünkü kelimeler öldürücüydü, sessizliğimiz dinlendirici.
Sokak kapısından ses geldiğinde Deren'in başını koltuğun arkasına bırakıp aceleyle doğruldum. Uykum kalmamış şekilde açtım ve Yaman'ı eşofman altı, üstünde deri ceketle görüp süzdüm. "Hayret, uyurken takım elbise giymiyormuşsun."
Yaman esneyerek kapı pervazına yaslandı, korumalar bahçede dolaşıyordu. "Nerede başımın belası?"
"Hayatımın aşkı demek istedin galiba," dedim, Deren'i almak için buraya gelmesine bir imaydı.
"Başlayacağım aşkınıza, her şey aşkınız yüzünden başımıza geldi zaten..."
"Kaldırmama yardımcı ol," diyerek onu eve aldım, salona geçtik. Deren'i ve etrafı görünce gecenin bir yarısı uğraştığı şeylere inanamayarak ona eğildi. Ben de yardım ettim ve Deren'i ikimiz birden koltuktan kaldırdık, kolları omuzlarımızdan düşerken kapıya kadar götürdük. "Düğmeleri falan açık bunun," dedi Yaman, Deren'in ağırlığıyla yüz buruşturup. "Uyurken de mi yaptınız, nasıl bir şeysiniz ya..."
Derenle özel bir an yaşamamıştık ama öyle sanmasına karşı çıkmadım, hatta Yaman'ın bundan rahatsız olmasıyla eğlenmeye başlamıştım. Deren'in gömleğine baktım ve sonra ceketini unuttuğumuzu fark edip onu Yaman'a bıraktım. Yaman, onun ağırlığıyla eşikten dışarıya sersemledi, zorlukla ayakta kaldı.
"Bu adam ne yiyip içiyor lan... belim kırıldı."
Deren bir anlığın gözlerini açınca endişeyle baktım. Kusacakmış gibi görünüyordu, gömleği rüzgârda uçuşurken. Etrafına bakıp odaklanmaya çalıştı ve Yaman'ı görünce, "Ne işin var Karmen'in yanında?" dedi bağırarak.
"Ne diyorsun ağzına sıçtığımın herifi, zaten leş gibi kokmuşsun..."
Onları atışmalarıyla bıraktım, arkamı dönüp salona koştum. Deren'in ceketini koltuğun ayağında görünce kaldırıp silkeledim, doğrudan kapıya döndüm. Derenle Yaman'ın atışmalarını duyarak yaklaştım. Yaman Deren'e kısık sesle, "İtiraf edeceğini söylüyordun, umarım anlatmamışsındır," diyordu ama Deren'in gözleri kapalıydı. Üşümüş olmalı ki gömleğinin düğmelerini kapatıyordu. Parmaklarının beceriksizliğine gülümsedim. Güneş tam o esnada hafifçe yükseldi. "Sarhoşsun, ezkazayla anlattın mı acaba? Sakın o yangını çıkardığını söylememiş ol, Karmen seni asla affetmez..." ve batması çok kısa sürdü. Güneşin.
BÖLÜM SONU.
Yorumlar yükleniyor...